Estetik zaman ya da vakit çiçekleri
Zamanın ne çetin bir mesele olduğu öteden beri kabul edilir. İster felsefe konu edinsin onu isterse sanat sonuç değişmez. O ne tarafından tutsanız kayan hangi yönden baksanız şekil değiştiren adeta bir sonsuzluk dalgasıdır. Fakat ne vakittir hayatın duraklarını ölçme ihtiyacı doğmuştur işte o an saat denilen mucizevi mekanizma hayatın merkezine oturmuş sonra da kalp olup atmıştır. Zaten saat denildiği zaman bir mekanizma değil olgunun tam da kendisi anlaşılır. Her toplumun kendisine göre bir zaman algısı ve onu yaşam pratiğine çeviren tercihleri vardır. Ne var ki kutsiyet tülü, bile isteye üstünden hiç alınmak istenmemiştir bizde. Severken korunan, içten içe korkulan fakat sonunda aşık olup bağlanılan bir nesnedir saat. Sadece eski adamların yelek ceplerine şevkle el atıp gözlerini kainatın sırrını ararcasına bakışlarına dikkat etmek bile yeterlidir. İnce bilekli güzel kadınlar her zaman bir ılgın, kiraz ışığı görürler onda. Çocukların neşesi, işçinin umudu, memurun iç sesi, aşıkların kemendidir. O sebepten estetik ile hayat ve vaktin çiçeklenişi yekpare kanat takar saatlerde.
Eğer saatin bir zevk, estetik, vakit çiçeği, itibar, kültür yorumu ve teknik iddia yanında büsbütün bir âlem olduğunu merak edenler varsa önlerinde büyük bir imkan duruyor. Değerli kültür ve sanat adamı, koleksiyoner, küratör ve zevk sahibi Mehmet Çebi, uzunca süredir fedakarlık ve sabırla biriktirdiği 305 parça nadide saatini gün yüzüne çıkardı. Mimar Sinan Üniversitesi’ne bağlı, Tophane-i Amire binasında........
