menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Benzemek mi ayrışmak mı?

28 0
23.05.2026

Şiirimiz adına sadece Tanzimat ile başlayan yeni dönemde değil daha eskide de bir dizi zihniyet ve estetik ayrışımlarına sahibiz. Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ına bakarak bile kimin nerede kimden ayrıldığını, kendi yolunu nasıl tuttuğunu görebiliriz. Nabi’nin başını çektiği ‘dünya fani ahiret baki’ mottosu da kendince hikemi bir yol geliştirmiş ve estetik olduğu kadar düşünsel envanter yaratmıştır. Şeyh Galib ise ‘ben açtım bu yolu ben tükettim’ diyerek daha ötesi, şiiri neşveye çeken adımlar atmıştır. Bir edebiyat niteliğin ayrışmasıyla gelişip büyür. Ne zaman ki benzeşimler hakim olur etrafa, o zaman donukluk kaçınılmaz olur. Nitekim Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galip benzeri şairler biçimce yetkin oldukları halde zamanın ruhunun dışında ve yüzlerce benzeşin çizgisinde yaratıcılıktan düşmüştürler. Nabi ekolünde veya Sekb-i Hindi açılımında tarafların gücü daha çok kendisinden gelir. Tanpınar’ın ‘devirlerin etrafında çalıştığı zevk’ hazırlar bu ortamı. Yahya Kemal ve Cemal Süreya’nın aynı anlam katında buluştukları, kimin şair olacağına bizde has şairlerin karar verdiği bir iklimdir bu . Ve henüz siyasi gücün ve onun bileşenlerinin şiirde erk yerine geçtiği görülmez. Tanzimat aslında bunu da başlatır. Kanon, estetikten politikaya kayar.

Fizikte işleyen bileşik kaplar kanunu sanatta hele şiirde hiçbir işe yaramaz. Şiir benzemezler arası yarıştır yaratıcılıkta. Fakat adına kanon veya iktidar denilen sistemler kendi benzeşlerine yatırım yaparlar. Bu bakımdan kanonun kurduğu şiir yoktur ama kolladığı şiir her vakit olmuştur. Değerli akademisyen Yalçın Armağan yeni çalışması ‘Şiirin Dolaşımı’nda* bizde kanonu oluşturan dinamikleri ve bunun kültürel........

© Karar