Tahammülsüzlük çukurundan çıkmak
Müslüman toplumlar bir zamanlar muhteşem bir medeniyet kurmuş ve bu ihtişamı asırlarca yaşatmışlardı. Bunun temel sebebi, ilim ve fikir adamlarının fikir hürriyetlerini korumaları, zaman zaman devletten gelen tehdit ve zulümleri göze alarak doğru bildiklerini cesaretle ifade etmeleriydi.
Fakat 11-12. yüzyıldan itibaren ilim ve fikir adamlarının devletin emrine girmeye başlamasıyla zamanla durum da tersine döndü. Özellikle son 250-300 yıldır İslam dünyası ağır buhranlar yaşıyor.
Bu karanlıktan çıkmak zorundayız. Çıkışın ilk şartı da nerede yanlış yaptığımızı görmektir.
Şöyle bir arkamıza dönüp, hangi sebeplerin bizi buralara getirdiğine bakalım. Elbette birçok sebeple karşılaşırız. Ama sebeplerin sebebi, farklı fikirleri bastırıp boğmamızdır. Ne çekiyorsak bu tahammülsüzlüğümüz yüzünden çekiyoruz. Özellikle ulema çoğunluğumuz, diğer dinî ve etnik unsurlara gösterdikleri müsamahakârlığı birbirinin farklı fikir ve tercihlerine karşı hiçbir zaman göstermediler. Bu hoşgörüsüzlük, onun ürettiği fikrî sığlık ve gerilik hepimizi aşağılara çekti. Bu durum kimimizi umutsuzluğa, kimimizi mezhepsel, siyasi, ideolojik kamplaşmaya itti; kimimizi de bu kaos ortamını çıkar sağlama fırsatçılığına dönüştürmeye yöneltti. Müslüman dünyada bu üçü de sürüyor.
Ağzını açanı söylediğine, yazdığına bin pişman ediyoruz. Böyle bir toplum nasıl ilerler, nasıl gelişir? Geçen hafta da yazdım: Türkiye, 2025 yılı hukukun üstünlüğü endeksinde 143 ülke arasında 118.........
