Dinî öğretiyi barışçıl bir bakışla yorumlamak
İlâhiyat alanlarıyla uğraşanlar kaynaklara, tarihsel birikime, özellikle de normatif metinlere toplu olarak bakar, hepsini önce o metinlerin oluşmuş bulunduğu şartlar içinde anlamaya çalışırlar; sonra da o birikimi içinde yaşadıkları çağın gerçekleriyle, talep ve ihtiyaçlarıyla buluşturarak en doğru anlama ulaşırlar; daha doğrusu öyle yapmaları gerekir.
Her Müslüman bilim ve düşünce insanının görevi, olguların kötülüğünden insanları koruyacak ahlâkîliği oluşturmak ve bunu kalıcı kılmaktır; bunun toplumsal zihnî temellerini inşa etmek, dünyada bu yönde yapılan çabalara katkıda bulunmaktır. Kısaca onların görevi, başlığımız bağlamında, Kur’ân-ı Kerîm’in -özel bir konuda, fakat mutlak bir ifadeyle- “en hayırlı olan” (Nisâ 4/128) diye nitelediği “barış”tan yana olmaktır.
Silah teknolojisindeki olağanüstü gelişmeyi de düşünürsek, modern çağın fikir ahlâkı, insanlığın selameti için barışın esas alındığı yeni bir dilin geliştirilmesini, dünyada gün geçtikçe güçlenmekte olan bu dile katkıda bulunmayı gerekli kılıyor. İsrail ve ABD’nin Gazze, Lübnan ve Körfez savaşlarında sergiledikleri vahşetlerin bütün dünyada nefretle karşılanması da çağdaş ilim ve fikir insanlarının bu olguyu dikkate almak zorunda olduklarını gösteriyor.
Her ne kadar geçmiş çağların şartları savaşın aslî, barışın ârizî olmasını gerektirmişse de bu olgu, Allah’ın Kur’an’da övdüğü (Rûm 30/30) ‘insan fıtratı’ konusunda bizi yanıltmamalıdır. Bu fıtratın asıl ihtiyacı ve........
