Yeni bir İslam NATO’su masalımız var artık…
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye’nin dış politika refleksleri, bazen istikamet kaybı yaşasa da genellikle sağlam bir zeminde ve ülke çıkarlarının paralelinde ilerlemiştir.
Türkiye, yanı başındaki Rusya’nın emperyal hayallerinden korunmak için NATO ittifakına dahil olmuş ve giderek bu ittifakın en güçlü ülkelerinden birisi haline gelmiştir.
Ne gariptir ki Türkiye NATO içinde konforlu bir kariyere sahip olmasına rağmen, AK Parti iktidarı özellikle son yıllarda uyduruk Şangay Beşlisi hayallerine kapılarak ittifak içindeki prestijine zarar vermeyi bile denedi. Neyse ki Şangay’da bir numara olmadığını görünce evine geri döndü.
Ancak ne hikmetse iktidarın, dış politikadaki savrulmalarının sonu bir türlü gelmek bilmedi. Mesela akılla, mantıkla ve ülke çıkarlarıyla uzaktan yakından alakası bulunmayan bir S-400 macerası yaşadık ki bugün bile bu boruları nereye koyacağımızı bilemiyoruz. O günlerde iktidara yakın medyada “Batı’ya ve ABD’ye meydan okuma” ve “tam bağımsız savunma sanayii” manşetleri atılıyor ve Rus füzeleriyle ‘lider Türkiye’ şarkıları söyleniyordu.
Bu hikaye aslında başından yanlış başlamıştı, nitekim sonu da tatsız bitti… Çünkü biz, NATO’nun öncü ülkelerinden birisiyiz ama esas itibariyle Rusya’nın düşman olarak tanımladığı NATO’ya karşı, yani kendimize karşı icat ettiğimiz S-400 füzelerini alarak, dünyada eşi benzeri bulunmayan bir absürtlüğü yaşamak zorunda kaldık.
Bu yüzden ortağı olduğumuz, parasını........
