Milliyetçilik bitmiş
Sık sık karşılaşıyorsunuzdur: Milliyetçilik bitti. Ulus devlet devri geçti.
Bu iddianın içinde iki bileşen var. Birisi söylenen sonuç. Millet bitti. Milliyetçilik bitti. Ulus devlet bitti. İkincisi de kullanılan zaman kiplerinin bize söylediği. Bitti… Geçti… Demek ki bir şeyler geliyor, yaşıyor ve bitiyor.
Milliyetçilik bitiyor demek yetmiyor. Bunun, tarihin şaşmaz ve durdurulamaz akışı içinde tek yönlü bir gidiş olduğunu söylerseniz kulağa daha bir otorite sahibi gibi gelir lafınız.
Tarihin önlenemez akışı fikrinin tam tarihçesini araştırmadım. Hegel’in dünya ruhu bunlardan biri. Ruh bu ya akar da akar… Ondan ilham alan Marx ve Engels’in Tarihî Maddeciliği, muhakkak ki en öne çıkanı. Tarihî Maddeciler, “Hegel baş aşağı duruyordu, biz onu doğrulttuk!” derler. Zaman geçti ve onlar da baş aşağı gitti. Şimdi bu mirası siyasi İslamcılar devralmış görünüyor.
Tarihin tek ray üzerinde önlenmez akışı. Bunun çalışmadığını, yanlış bir inanç olduğunu birkaç defa yazmışım. Rahmetli Erol Güngör’den alıntılar yaparak, Karl Raimond Popper’in sırf bu anlayışı tenkit için yazdığı iki şahesere atıf yaparak (Tarihselciliğin Sefaleti ve Açık Toplum ve Düşmanları). Kendimi tekrarlamayayım. Bir de not: İbn-i Haldun denen deha, Popper’in tarihselcilerinden değil. Bir kere Haldun’un anlattığı gidiş tek yönlü değil; bir döngü içeriyor. Kendi kendini tekrarlayan bir mekanizma. Ayrıca........
