Haluk Levent aynasında Ankara kendini görmeli
Türkiye 1999 yılının 17 Ağustos günü tarihinin en büyük felaketlerinden biriyle karşılaştı. 17 binden fazla insanımızın hayatını kaybettiği depremde devlet kurumlarının sergilediği hazırlıksızlık, hantallık, koordinasyonsuzluk ve tek kelimeyle çaresizlik bir başka felaketti.
O günkü hükümette Turizm Bakanı olarak görev yapan ANAP’lı Erkan Mumcu milletin yaşadığı hayal kırıklığına tercüman oldu. Kendi partisinin grup toplantısında, “Deprem enkazı altında kalan Türk siyasi ve idari sistemidir” diyen Mumcu, “Kendimizi sorgulayalım, aynı deprem Batı ülkelerinde olsaydı bu kadar can kaybı yaşanır mıydı” diye soruyordu.
Bir kabine üyesinin bu kadar açık yüreklilikle siyaset kurumu adına yaptığı bu özeleştiri Ankara’nın da bazı gerçeklerle yüzleşmesi zamanının geldiğini gösteriyordu.
Ne var ki ‘99 depreminden pek de ders çıkartılmadığını, 25 yıl aradan sonra, 2023 depreminde gördük maalesef. Aradaki süreçte ilk birkaç yıl tedbirli davranıldı, sonra her şey yeniden eski haline döndü. Depreme dayanıksız kaçak binalara imar affı getirilirken, yeni inşaat projeleri de “mümkün olan en az denetim” anlayışı içinde sürdürüldü.
O kadar ki 6 Şubat depreminde bazı hastaneler ve AFAD binaları bile ağır hasar görecek veya yıkılacaktı.
1999-2023 arasında depreme karşı gerekli hazırlıkların yapılması amacıyla oluşturulan fonda toplanan paralar başka ihtiyaçlar için harcandı. Afet toplanma alanlarına AVM’ler, rezidanslar vs. inşa edildi. Deprem konusundaki hassasiyet eksikliği değil bu tuhaflığın sebebi, rant konusundaki hassasiyet fazlalığı!
Peki, 10 ilimizde yıkıma sebep olan “Kahramanmaraş merkezli 6 şubat depremi” habersizce mi gelmişti?
AFAD ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın önceki yıllarda hazırladıkları raporlar depremin şiddetine kadar her şeyin tahmin edildiğini gösteriyor. Bu raporlarda hangi illerin ne kadar zarar göreceği ve bu illerde kaç hasarlı bina olduğundan kaçının yıkılacağına........
