Garipler yurdu Katmandu
Nepal’de insanlar her sabah 2565 rakımlı kartal yuvasını andıran yurtlarından dünyaya gözlerini açar, gökyüzü onların bakışlarını kendi rengine boyar ve tebessüm siyah sert derilerinin altında birden belirir.
Coğrafya kaderdir sözü sert coğrafyada doğup büyüyen Nepallileri aksi istikamete yöneltmiş. Coğrafya’nın sertliğinin aksine göğe yakınlıkları onların tavırlarına yumuşaklık zuhur ettirmiş. İyi olan her şey tanrıdır ve tanrıdandır.
Nepal’in dört bir yanını sarıp sarmalayan Himalaya dağlarına uçaktan bakıyorum. Himalaya, göğe demir atan dağların limanı. Her dağ Himalaya’nın eteklerine tutunmanın, limanına demir atmanın güven ve huzuru içinde. Dağların arasında sarp kayalıklar, uçurumlar, sivrilen zirveler, nehirler, vadiler, çayılar, çimenlikler ve onların barındırdığı envai nebatat ve milyonlarca hayat. Aklın ve hafızanın durduğu nokta.
Everest, Himalaya’nın en haşmetli dağı. Göğe şahlanan bir kehkeşan gibi. Devce yapılı. Yüce dedikleri kadar yüce . Bulutları yarıp göğe fırlayan bir ok. Tanrı’nın göğe yükselen ihtişamı, ruhlara şifa veren işmarı. Varıp eteklerine secdeye kapılacak ululuk.*
Gökte süzülen bulutların her sabah arındığı aklık. Sisin gizleyemediği sır. Rüzgarın aşamadığı perde. Ayazın, fırtınanın nefesi. Karı, bir atlas gibi üstüne geçiren sıcaklık. Göğe merdiven dayayan kule. Ceylanın ürkmediği vatan. Suların çağıldadığı, kuşların şakıdığı senfoni. Sabah kızıllığı, akşam ufku. İnsanda; haşyet, hayret, hayranlık. Everest dağdan öte bir alem. Kainatın kaderi içinde Tanrı’nın buyruğu. Ulvi bir emir.
Ağrı’nın asiliği Everest’in yanında munis kalır. Everest, bakışları kanırtır. Ağrı mukim kılar. Ağrı’nın etekleri yurt, Everest’in uçurum. İnsan dert, keder, korku ve sevinciyle Everest’in karşısında cüce kalır.
Bir dönem Himalayaların eteklerinde sabahları güneşi tepelerinde doğurup göğün sahibine yakın durmanın güveniyle Himalayaların ovalarında, bayırlarında koyun keçi inek otlata otlata kendi şarkılarını söyleyenler; serin sular yutkunup pirinci, buğdayı ve katığı rızık edinerek özgürce yaşayanlar şimdi şehirlerin sokaklarında bit sürüsünü andıran araçların kornalarıyla ürküp irkilerek yoksullukla başa çıkma mücadelesi vermekteler.
Doğadan alıkonulup şehrin keşmekeşliğine hapsedilmiş hissindeler.........
