Hüsrev Hatemi’ye veda...
Onlarla beraber anıları da gitti.
1940’lı ve 50’li yıllarda İstanbul’da yaşayanlar, eski İstanbul’a özgü o zengin kültürü, hayatı, zevki ve nazik-edebî dili tevarüs etmiş muhtemelen son nesildi. Şair Hüsrev Hatemi de onlardan biriydi. Şu çılgın, şu garip, şu şımarık -haydi yoz diyelim- İstanbul’da eski zamandan kalmış bir çelebiydi!
Ve nihayet o da gitti!
Bir veda bu yazı, gidene ulaşmasını istediğim bir mektup…
Şiirlerinizi, onlardaki hüznü, melâli, gittikçe kabalaşan yozlaşan ilişkilere, zevklere, sanata ve dile karşı gösterdiğiniz tepkiyi bugünküler anlarlar mı, bilmiyorum. Ama şiirde akrabanız Hâşim’in dediğine katılıyorum:
“Sana yalnız bir ince taze kadınBana yalnızca eski bir budalaDiyen bugünkü beşerBu sefil iştihâ, bu kirli nazar,Bulamaz sende bende bir mânâ”
Siz de Hâşim’in, bugünkülerin gözünde sadece bir tenden, bir tazeden ibaret olan o narin kızlarını aradınız, onun gibi bakıyordunuz dünyaya. “1943 Ablaları”nda, “Bulmalıyım, Ahmet Haşim’den öksüz kalan/ O yılların kızlarını, onların ki hançere-i/ ebrûları dile saplanırdı” dememiş........
