menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ahmet Rasim’in hatıraları münasebetiyle…

33 0
08.06.2026

Yıllar önce eski gazete koleksiyonları arasında çalışırken Refii Cevat Ulunay’ın “İhtiyarım Şimdi Zevkim Hatıratımdır Benim” başlıklı bir yazısıyla karşılaşmıştım. Yazının içeriğini hatırlamıyorum ama başlığı unutmadım. Hem ses hem anlam olarak hoşuma gitmişti. Belki bir şarkının mısraıydı. Ulunay, musikiye vakıf bir gazeteciydi, şarkı olma ihtimali büyüktü. Çünkü başlığı dikkatle okursanız ‘fâilâtün/ fâilâtün/ fâilâtün/ fâilün vezninde olduğunu da anlarsınız. Ne ise, şarkı mı, şiir mi diye aradım ama bulamadım. Konu da bu değil zaten.

Zaman, geçtikçe kıymete biner; insan, zamanı yitirdikçe, daha açıkçası ömür eksildikçe kıymetlenir. Herhâlde bu yüzden olsa gerek, geçmiş, yani hatıralar kıymete biner!.. Bile bile bir aldanma arzusu mu, yaşama isteği mi ya da ömrü kaybetme korkusu mu, bilmiyorum, belli bir yaştan sonra insan, “makarayı geriye sarmaya”, sık sık geçmişe, hatıralara dönmeye başlar. Ulunay’ın başlığı, bu psikolojik hâle işaret ettiği için hoşuma gitmişti. Sonra âhenkliydi, akılda kalması da bundan!..

Benzer düşünceye geçenlerde Ahmet Rasim’in “Muharrir, Şair, Edip” (Haz. Özgür İldeş, Cümle Yay, 2016) adlı hatıra kitabını okurken de rastlayınca, Ulunay’ı tekrar hatırladım:

“İhtiyarım şimdi zevkim hatıratımdır benim”

Ahmet Rasim de söz konusu kitabında, “Yaşadıkça anlamaya başladım ki hatırat, uzaklaşa uzaklaşa ruhi bir kıymet-i nisbiyeye (değer ölçüsüne) mâlik oluyor.” (s. 17) cümlesiyle aynı düşünceyi tekrar ediyor.

Hatıra okumanın şöyle bir faydası var: Bir kere yazarının duygu ve düşünce dünyasını, sonra anlattığı devirdeki toplumsal değerleri, değişmeleri, ardından da içinde bulunduğunuz siyasi-sosyal ortama nereden, nasıl, hangi........

© Karar