menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TRABZON TRABZON’A KARŞI

2 0
monday

Dışarıdan bakıldığında Trabzon; fırtınalı bir denizin kıyısında duran, vatanseverliğin sembolü, mert insanların diyarı ve Türk misafirperverliğinin yıkılmaz kalesi olarak bilinir.

Kadınının nasırlı ellerindeki fedakârlıkla büyüyen, nezaketi ve azmiyle Türkiye’nin her köşesine kök salan bu kadim şehir, tarih boyunca işgalin de ihanetin de en acısını görmüş; ancak küllerinden her defasında daha güçlü doğmayı başarmıştır. Fakat bugün, sokaklarında dolaşan her yaştan Trabzonlunun aklına takılan bir soru var: Türkiye’nin her yerinde destan yazan Trabzon, nasıl oldu da kendi evinde takatsiz kaldı? Yoksa Trabzon, Trabzon’a karşı gizli bir savaş mı açtı?

Bugün karşımızda duran tablo, ne yazık ki iki yakası bir araya gelmeyen, "hep benim olsun" zayıflığına yenik düşmüş ve geçmişin onurlu hafızasını hızla tüketen bir şehir yaşantısıdır.

Şehrin en büyük markası ve gururu olan futbol takımı, ne yazık ki siyasetçilerin basamak olarak kullanmak istediği bir sahiplenme yarışına kurban ediliyor. Seçmen iradesi, siyasetin dar koridorlarında baskılanırken; on yıllardır meydanlarda sözü verilen, seçim beyannamelerinin süsü olmaktan öteye geçemeyen "demiryolu hikayesi", yüz binlerce insanın umutlarını bir sonraki seçime erteleyen bir parmak bala dönüşmüş durumda.

En acısı da ekonomik ve lojistik damarların birer birer ortadan kaldırılmasıdır. Trabzon Limanı’nın kara ve demiryolu ile desteklenerek bölgenin kalbi olması gerekirken, bugün lojistik merkezin Trabzon’dan alınarak başka bölgeye taşınması ve hatta limanın başka illere........

© Karadeniz'de sonnokta