ÖĞRETMENİM
Erzurumlu Âşık Reyhanî’nin o veciz ve anlam dolu mısralarıyla başlamak gerek söze:
Öğretmenim, sana kurban olayım,
Al benim yavrumu insan yetiştir,
Din bilmeden kitap verme eline,
Al benim yavrumu insan yetiştir.
Canımızdan çok sevdiğimiz evlatlarımızı; severek, isteyerek ve gönül rahatlığıyla güvenerek teslim ettiğimiz öğretmenlerimizden en kıymetli dileğimiz, yavrularımıza dinini, diyanetini, millî ve manevi değerlerini hakkıyla öğretmeleridir. Çünkü bir insan yalnızca kuru bilgiyle değil; ahlak, vicdan, millî ve manevi şuurla yoğrulduğu zaman gerçek anlamda “insan” hüviyetine bürünür.
2026-2027 Eğitim-Öğretim yılı başlarken okullarımız her zamanki gibi cıvıl cıvıl, hayat ve neşe doluydu. Bahçelerde koşan, oynayan, gözlerinin içi gülen çocuklarımızı görünce, ömrümüzü vakfettiğimiz kutsal mesleğimizdeki o emsalsiz hatıralar birer birer hafızamızda canlanıyor. Kimimiz ilkokullarda tebeşir tozu yuttu, kimimiz ortaokul ve lise sıralarında genç fidanlara su vererek ömrünü tüketti. Geriye dönüp baktığımızda tüm kalbimizle "İyi ki de tüketmişiz!" diyoruz. Zira nereye adım atsak karşımıza hürmet ve muhabbetle "Hocam!" diyerek koşan, devletimizin ve milletimizin her kademesinde vazife almış pırıl pırıl öğrencilerimiz çıkıyor. Kimi zaman bir kaymakam, kimi zaman bir vali, kimi zaman meslektaşımız olan bir öğretmen ya da bir akademisyen olarak tebessüm eden o simaları görmek, omuzlarımızdaki bütün hayat yorgunluğunu bir anda dağıtıp götürüyor ve bize iyi ki öğretmen olmuşuz dedirtiyor.
Ayaküstü yapılan o kısa süreli sohbetlerde mazinin tatlı hatıraları bir bir sıralanır. Kimi zaman büyük bir sevinçten, kimi zaman da saçlarımıza düşen akların ve geçen yılların tesiriyle gözlerimiz buğulanır; öğrencimiz fark etmesin diye başka tarafa bakar, öğretmen olmanın tarifsiz........
