Olmadığın birinin içinde sıkışmak
Yaşamda, her şeyiyle tam, dört dörtlük veya mükemmel diye adlandırabileceğimiz bir insanla karşılaşmak mümkün değildir. Bu biraz net ve keskin bir ifade, hatta bir yargı bile olabilir. Ancak, yaşamla, doğayla ve insanla biraz da olsa işi olan; araştırmayı, okumayı, gözlemlemeyi seven hemen hemen herkes bu söylediğime katılacaktır. Çünkü, “tam, dört dörtlük ve mükemmel” gibi ifadeler barındırdıkları anlam gereği eksiksizliği ifade ederler. Peki, insan bu ifadelerdeki kadar eksiksiz midir?
Üzerinde yaşadığı bu gezegeni ve içinde bulunduğu bu yaşamı çözümlemeye çalışan herkes hem doğada hem insanda hem de diğer canlılarda gördüklerinden oldukça etkilenebilir. Hatta “etkilenmemek elde bile değil” denilebilir. Çünkü, milyonlarca yıl boyunca, dünya tarihi içerisinde kendisine yer bulmuş her canlı, türüne özgü özellikleri itibariyle bakıldığında hayranlık duyulacak varlıklardır.
Bugün bile dünyanın farklı coğrafyalarında fosilleşmiş kalıntıları bulunan dinozorlar; bu gezegenin yaşamında var olmuş, yüzyıllar boyunca bu kürede yaşamını sürdürmüş, farklı ölçü ve özelliklere sahip farklı türleri olan canlılardır. Yüz milyonlarca yıl öncesinden, onlardan bugüne kalan her parça göz alıcıdır. Bir metreden küçük olandan kırk metre olana, birkaç kilogramdan yetmiş ton olana kadar, karşılaştığımız her dinozor türü kendisine özgü özelliklere sahiptir. Her biri kendi yaşam alanları, avlanma ve beslenme şekillerine uygun yetenek ve becerilerle donatılmıştır.
Yaşamdaki her canlı türünün amacı aynıdır: “Beslenmek, hayatta kalmak ve soyunu sürdürmek.” Her ne kadar zamanla daha karmaşık bir canlıya dönüşmüş olursa olsun, insan için bile bu böyledir. Diğer canlılardan farklılaşıp, sosyal ilişkilerimizi daha girişik/girift bir hale getirmişsek, yaşamı basit bir olgu olmaktan çıkarmışsak, beslenmek artık avlanmak ve toplamaktan bambaşka bir şeye dönüşmüşse de her şey hala aynı basit amaca hizmet etmektedir.
Aynı biz insanlar gibi doğadaki her canlı da eşsiz özelliklere sahiptir. Gezegen üzerinde var olan her canlı hem kendi türü ve cinsinden hem de diğer canlılardan onu ayırt edecek, bazen daha avantajlı kılacak bazen de onu diğerlerinden korumaya yarayacak farklı donanımlara sahiptir. Kimisi avlanmak kimisi de av olmaktan korunmak konusunda yeteneklidir. Kimisi doğanın sessiz bir sakiniyken kimisi de herkesin korkulu rüyasıdır. Kimisinin izine rastlamak bile mümkün değilken kimisi de daima başroldedir. Ve bunların tümü bu canlıların her birinin var oluştan itibaren sahip oldukları niteliklerdir. Bu nitelikler o canlıya, içinde var olduğu çevrede yaşayabilmesi için gerekenlerin tümünü vermektedir. Her ne kadar bu bize o canlının yaşamda kalabilmesi için yeterliymiş hissini verse de şüphesiz ki öyle değildir. Aksi halde canlılar arasındaki savaşın bir kazananı asla olmazdı. Ve hiçbir canlı bir başka canlının avı ve yemi olmaz, her canlı ancak zamanı geldiğinde bu yaşamdan ayrılırdı.
İnsanın bu tanıma uyduğunu düşünebiliriz. Çünkü, bugünkü insanların çok azının diğer canlılar tarafından uğradığı saldırılar sonucunda bu yaşamdan koparıldığı açıktır. Ancak unutmamak gerekir ki gözle görülmeyen bakteri ve virüsler de insan yaşamı için son derece tehlikelidir. Özellikle küresel çapta........
