Eğitim Sisteminde Ya Değişim Ya Çöküş!
Ülkemizde son yıllarda yaşanan iğrenç ve menfur hadiseler, bir sistemin, bir ihmalin, bir gecikmişliğin ve birikmiş yanlışların patlama noktasıdır. Artık hiçbirimiz bu tabloyu görmezden gelemeyiz. Devlet, millet… kimin neye ne kadar gücü yetiyorsa; herkes ama herkes elini, hatta gövdesini taşın altına koymak zorundadır. Çünkü mesele büyüktür. Çünkü mesele acildir. Çünkü mesele ertelenemez…
Türkiye bir yol ayrımında tır. Ya bu sorunu kökünden çözecek ya da bu sorun ülkeyi çözecek! Bu bir abartı değil, gerçeklik! Daha fazla gecikmeden bu sorun çözülmelidir; aksi halde bedeli yalnızca bugünün değil, yarının da kaybı olacaktır.
Artık açıkça konuşulmalı! Karşı karşıya olduğumuz mesele yalnızca bir “asayiş” sorunu değildir. Bu, doğrudan bir ‘milli güvenlik!’ bir ‘beka’ meselesidir.
Yanlış eğitim sistem sorunudur.
Bugün ortaokullara kadar inen uyuşturucu, kız erkek arkadaş ilişki kavgaları akran zorbalığı canice toplu insan katliamları bize şunu haykırıyor, bu olaylar münferit değildir. Bunlar bir sistemin ürettiği sonuçlardır. Alarm çalıyor ama biz hâlâ ya sesi kısmaya çalışıyor ya da kulaklarımızı tıkıyoruz. Okullara güvenlik görevlisi koymak, kameraları artırmak, disiplin cezalarını sertleştirmek… Bunların hiçbiri tek başına asla çözüm değildir. Bunlar yalnızca semptomlarla oyalanmaktır. Hastalık derindedir. Yapısaldır. Ve tedavi edilmedikçe de metastaz yaparak yayılmaktadır.
Sorunun köküne inmeden çözüm mümkün değildir.
Bugün eğitim sistemimiz insan doğasına rağmen kurgulanmıştır. Her çocuğun aynı olduğu varsayımı üzerine kurulu bu yapı, kaçınılmaz olarak başarısızlık üretmektedir. Ve başarısızlık, zamanla özgüven kaybına; özgüven kaybı öfkeye, öfke ise şiddete dönüşmektedir!
12–13 yaşına gelen bir çocuğun eğilimleri, yetenekleri ve yönü belirginleşir. Ancak biz bu gerçeği yok sayıyor, milyonlarca genci tek tip bir akademik hatta zorlamaya devam ediyoruz. Sonuç ortadadır: Kendini başarısız hisseden, değersiz hisseden, sıkışmış hisseden bir gençlik…
14 yaşında okulda mutsuz olan bir çocuk, 18 yaşına kadar bu duyguyla yaşadığında okul onun için bir eğitim yuvası değil, katlanmak zorunda olduğu bir açık hava hapishanesine dönüşmektedir.
Bu tablo yalnızca sosyal bir kriz değildir. Aynı zamanda ekonomik bir çöküştür.
Bugün Türkiye bu çarpık eğitim sistemi sonucu bir üretim krizinin eşiğindedir. Çırak yok. Kalfa yok. Usta yetişmiyor. Üretimin omurgası çöküyor. Üretemiyoruz. Üretmeyen bir ülke ise bağımlı hale gelir. Ve bağımlılık ise, sadece ekonomik değil, stratejik bir zafiyettir.
Bu noktada acı gerçeği cesaretle ifade etmek zorundayız:
Mevcut eğitim sistemi, özellikle 4+4+4 yapısı, yönsüzlük, kaos üretmektedir. Erken yaşta mesleki yönlendirmeyi devre dışı bırakan bu model; gençleri ne tam anlamıyla akademik başarıya ulaşabilmiş ne de mesleki yetkinlik kazandırabilmiştir. Sonuç: Kaybolmuş bir gençlik ve kilitlenmiş bir sistem.
