Algı Çarkında Hakikat İmtihanı: Helâl Kazanç, Hukuk Emniyeti ve Ehl-i Sünnet İrfanı
Hakikatin manşetlerin gürültüsüne, adâletin ise dijital ekranlarda kurgulanan algı operasyonlarına kurban edildiği fırtınalı bir çağdan geçiyoruz.
Mahkeme salonlarında sergilenen müşahhas delillerin değil, kameralar karşısında dizilen sahnelerin peşinen mahkûmiyet dağıttı bir vasatta, toplumun adâlet duygusu ve kamu vicdanı telafisi güç bir yara almaktadır.
Hukukun evrensel ve anayasal temel sütunu olan "suçsuzluk karinesi" hiçe sayılıp, doğruluğu henüz bağımsız yargı kararıyla tescillenmemiş iddialar üzerinden köklü sivil toplum yapıları, ilim ve tasavvuf çevreleri tek kalemde mahkûm edilmeye çalışıldığında; sarsılan sadece birkaç kurum veya şahıs olmamaktadır.
Zedelenen, bu milletin asırlardır ayakta durmasını sağlayan Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat omurgası, devlet-millet kaynaşması ve Müminlerin kardeşlik hukukudur.
Masumiyetin teşhir masalarında birer reyting malzemesi yapıldığı bir düzende adâlet tecelli etmez; aksine toplumun ruh haritası, devlete olan güveni ve gençliğin istikbal inancı tahrip edilir.
Bir toplumun adâlet ve medeniyet seviyesi, sadece kendi safında gördükleri için değil; hakkında ağır iddialar bulunan kişiler için dahi hukukun evrensel ölçülerini koruyup korumadığıyla sınanır.
Son dönemde kamuoyunda tartışılan geniş çaplı mâlî ve adlî soruşturmalarda, henüz mahkeme süreci tamamlanmadan yürütülen medya linçleri endişe verici boyutlara ulaşmıştır.
Anayasa’nın 38. maddesi son derece nettir: "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." Soruşturmanın gizliliği, lekelenmeme hakkı ve kişilik hakları, kamuoyunun haber alma hakkıyla eşit derecede korunması gereken anayasal güvencelerdir.
Televizyon ekranlarına dizilen döviz balyaları, kasa görüntüleri yahut Karadeniz insanının ata mirası, geleneksel veya ruhsatlı şahsî eşyalarının bir araya toplanıp birer "suç örgütü cephaneliği" havasıyla teşhir edilmesi; mahkeme salonundan önce vicdanlarda infaz yapmaya dönük birer iletişim stratejisidir.
Şüphesiz, suç varsa sonuna kadar araştırılmalıdır; ancak gözaltı mahkûmiyet, tutuklama ise nihaî suçluluk değildir. İddiayı kesin bir mahkûmiyet gibi sunmak ne hukuk devleti ilkesiyle ne de gazetecilik ahlâkıyla bağdaşır.
Soruşturmalar bahane edilerek zihinlere enjekte edilmeye çalışılan "Müslüman zengin olamaz, büyük şirket kuramaz" algısı, İslâm’ın özüne ve tarihî hakikatlere açık bir müdahale değil midir?
İslâm dini, Müslümanların fakirlik ve çaresizlik içinde yaşamasını emreden pasif bir inziva öğretisi asla........
