Eşkiya Dünyaya Hükümdar Oldu!
Ne demişti Sinop Cezaevi’nin soğuk duvarları arasında Sabahattin Ali? “Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz.” Ama oldu! Hem de öyle böyle değil; küçüğüyle büyüğüyle, irisiyle ufağıyla, kravatlısıyla üniformalısıyla eşkıya dünyaya hükümdar oldu. Eşkıyalık artık dağ başlarında değil; saraylarda, başkentlerde, parlamento kürsülerinde hüküm sürüyor. Bireysel zulüm yetmedi, kurumsallaştı; devletleşti, küreselleşti. Gücü yeten yetene, silahı olan haklıya dönüştü.
Bir bakın dünyaya Allah aşkına… Bir bakın ve sonra sorun vicdanınıza: Bu mu medeniyet? Bu mu insanlık? Oysa insanlık kanın ve gözyaşının sel olup aktığı o büyük bir acıdan, II. Dünya Savaşı’nın milyonlarca can alan vahşetinden sonra, “bir daha asla” diyerek bir düzen kurmaya niyetlenmişti. Takvimler 26 Haziran 1945’i gösteriyordu. Adına “Birleşmiş Milletler” denmişti.
Birleşmiş Milletler… Amacı neydi? Uluslararası barışı ve güvenliği korumak… Devletlerarasında dostane ilişkiler geliştirmek… İnsan haklarını güvence altına almak… Peki, bugün ne oldu o ahım şahım kuruluşa? Hemen söyleyeyim; zulmün seyirci locasına dönüştü. Güçlünün veto sopası oldu, elleri ile mazlumun boğazına dayananlara kınama telgrafı çeken bir kuruma dönüştü.
Bugün yaşananlar tesadüf değil. İnsandaki bitmeyen hırs, sınırsız sahiplenme duygusu devlet aklına dönüşünce; zulüm de aynı oranda büyüyor, sistemleşiyor, normalleşiyor. Gazze’de göz göre göre........
