Silahlar Susacak, Peki Türkiye Değişecek mi?
Türkiye'nin Önündeki Asıl Mesele Terörün Bitmesi Değil, Ardından Kurulacak Düzenin Güven Vermesi
Bir ülke kırk yıl boyunca terörle mücadele etmişse, silahların susması elbette tarihi bir gelişmedir.
Fakat devletler için en zor dönem bazen çatışmanın devam ettiği dönem değil, çatışmanın ardından kurulan yeni düzenin ilk yıllarıdır.
Çünkü savaşın ve terörün mantığı nettir: tehdit vardır, güvenlik önceliklidir, devlet bütün kapasitesini tehdidi ortadan kaldırmaya yöneltir.
Sonrasında ise denklem değişir.
Artık yalnızca "tehdit nerede?" sorusu sorulmaz.
"Silah bırakanlar ne olacak?"
"Mağdurların adalet duygusu nasıl korunacak?"
"Devlet hangi hukuki çerçeveyi kuracak?"
"Kim, hangi şartlarda topluma dönecek?"
"Silahların gerçekten bırakıldığı nasıl doğrulanacak?"
"Yeniden silahlanma ihtimali nasıl önlenecek?"
"Bölgedeki ekonomik ve sosyal dönüşüm nasıl gerçekleştirilecek?"
Ve belki de en zor soru:
"Bütün bunlara toplum neden güvenmeli?"
İşte Türkiye'nin önündeki gerçek sınav budur.
10 Ağustos 2026'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, PKK'nın feshi ve silah bırakma sürecine ilişkin hukuki çerçeve getiren düzenlemeyi 468 oyla kabul etmesi, süreci yeni bir hukuki aşamaya taşıdı. Düzenleme, belirli şartları karşılayan eski örgüt mensuplarının topluma yeniden kazandırılmasına yönelik hukuki korumalar öngörürken, ağır suçlar bakımından istisnalar getiriyor. Ancak düzenlemenin daha geniş siyasi ve hukuki meseleleri tamamen çözdüğü söylenemez; özellikle uygulamanın nasıl denetleneceği, mağdurların beklentilerinin nasıl karşılanacağı ve sonraki adımların kapsamı tartışılmaya devam ediyor.
Bu nedenle artık mesele yalnızca bir kanun çıkarmak değildir.
Kanunun toplumda nasıl karşılık bulacağıdır.
Bir kanun çıkarabilirsiniz; güveni kanun maddesine yazamazsınız
Türkiye'nin geçmiş tecrübeleri bize önemli bir gerçeği öğretiyor:
Toplumun güvenmediği hiçbir süreç yalnızca hukuki metinlerle kalıcı hâle getirilemez.
Ama kanun tek başına yetmez.
Öngörülebilirlik gerekir.
Eşit uygulama gerekir.
Mağdurun kendisini sistemin dışında bırakılmış hissetmemesi gerekir.
Ve devletin verdiği sözün yarın da geçerli olacağına ilişkin güçlü bir kurumsal güven gerekir.
Bugün TBMM'de kabul edilen yeni düzenleme bu nedenle yalnızca hukuki bir metin olarak değil, devlet ile toplum arasındaki güven ilişkisini sınayacak bir uygulama alanı olarak görülmelidir.
Çünkü kâğıt üzerindeki düzenleme ile sahadaki uygulama arasında mesafe açılırsa, toplumun bir bölümü "yeni bir dönem başladı" derken başka bir bölümü "benim yaşadığım ne olacak?" sorusunu sormaya devam eder.
Bu iki ses aynı anda duyulmalıdır.
Birini susturarak diğerini güçlendirmek, normalleşme değil yeni bir toplumsal kırılma üretir.
En hassas dosya: Mağdurun adalet duygusu
Türkiye'nin önündeki süreçte en fazla dikkat edilmesi gereken başlıklardan biri budur.
Çünkü terörle mücadele yalnızca devlet ile örgüt arasında yaşanmış bir güvenlik sorunu değildir.
Ortada hayatını kaybeden insanlar vardır.
Köylerinden, şehirlerinden, işlerinden, eğitimlerinden kopan insanlar vardır.
Dolayısıyla herhangi bir yeniden entegrasyon politikasının başarısı, yalnızca silah bırakan kişilerin topluma kazandırılmasıyla ölçülemez.
Mağdurların topluma yeniden güvenebilmesi de aynı derecede önemlidir.
Bu noktada uluslararası deneyim Türkiye için önemli dersler barındırıyor.
Kolombiya'da barış sürecinin temel unsurlarından biri mağdurların haklarının tanınması oldu. Dünya Bankası'nın değerlendirmelerinde mağdurların hakikat, adalet ve kapsamlı onarım taleplerinin barış inşasının merkezinde tutulduğu görülüyor.
Birleşmiş Milletler'in geçiş dönemi adaleti yaklaşımı da benzer biçimde yalnızca silahlı aktörlerin geleceğine değil; mağdurların haklarına, hakikate, adalete, onarıma ve tekrar etmeme güvencelerine birlikte bakıyor.
Türkiye açısından bunun anlamı açıktır:
Bir insanın "Benim kaybım ne olacak?" sorusu, sürecin önünde duran bir engel gibi görülmemelidir.
Tam tersine, bu soru sürecin meşruiyet testlerinden biri olarak kabul edilmelidir.
Çünkü adalet duygusu zedelenmiş bir toplumda normalleşme kâğıt üzerinde........
