Bu Ülkede Artık Neye Güveneceğiz?
Evimiz başımıza yıkılıyor, çocuklarımızı korkuyla okula gönderiyoruz, birikimlerimiz sarsılıyor, soframızdan ve sokağımızdan bile emin olamıyoruz.
İnsan bazen bir ülkenin durumunu anlamak için uzun raporlara, ekonomik tablolara ya da siyasi tartışmalara ihtiyaç duymaz; sabah evinden çıkarken hissettiği kaygıya, çocuğunu okul kapısından uğurlarken içine düşen korkuya, yıllarca çalışarak biriktirdiği parayı düşünürken duyduğu endişeye bakması yeterlidir. Çünkü hayatın en temel alanlarında güven duygusu aşınmaya başladığında, mesele artık yalnızca yaşanan olaylar olmaktan çıkar; insanın kendi hayatına duyduğu inanç da sarsılır.
Dün İstanbul Maltepe’de yedi katlı bir binanın ilk üç katının çökmesi ve beş kişinin hayatını kaybetmesi, hepimize bir kez daha bu gerçeği hatırlattı. İnsanlar kendi evlerinde uyuyordu; belki ertesi günün işini, okulunu, geçim derdini düşünerek yatağa girmişlerdi. Birkaç saat sonra bazı ailelerin hayatı enkazın altında kaldı. Binanın neden çöktüğü, hangi ihmallerin bulunup bulunmadığı ve kimlerin sorumluluk taşıdığı elbette teknik incelemeler ve adli soruşturmayla ortaya çıkarılmalı. Fakat henüz bu soruların cevabını beklerken bile kendimize sormamız gereken daha büyük bir soru var: Bir insan, başını soktuğu evin kendisini koruyacağından emin olamıyorsa, güven duygusunu nerede aramalı?
Ben bu sorunun yalnızca Maltepe’deki binayla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Çünkü son yıllarda hayatımızın farklı alanlarında, birbirinden bağımsız gibi görünen olayların ardından aynı duyguyla karşılaşıyoruz: Her şeyin yolunda olduğuna inanmak istiyoruz ama içimizde sürekli bir ihtiyat, bir kuşku, bir kötü ihtimal hesabı taşıyoruz.
Çocuğumuzu okula gönderiyoruz; eğitim almasını, arkadaşlarıyla büyümesini, geleceğe hazırlanmasını bekliyoruz. Ama bir yandan da okulda başına bir şey gelir mi diye düşünüyoruz. İstanbul Başakşehir’de bir ortaokul çevresinde yaşanan bıçaklı saldırıda bir öğrencinin hayatını kaybetmesi, yedi öğrencinin yaralanması, bu korkunun ne kadar gerçek ve ağır olduğunu bir kez daha gösterdi. Daha önce de okul saldırılarını, akran zorbalığını ve çocukların şiddetle kurduğu ilişkiyi konuştuk. Her olayın nedeni farklı olabilir; hiçbir çocuğu tek bir sebeple açıklayamayız. Ancak ailelerin çocuklarını okula gönderirken eğitimden önce güvenliği düşünmeye başlaması, üzerinde durmamız gereken ciddi bir toplumsal işarettir.
Okul dediğimiz yer, çocuğun yalnızca ders gördüğü bir bina değildir. Kendini tanıdığı, arkadaşlık kurduğu, anlaşmazlık çözmeyi öğrendiği ve yetişkinlerin rehberliğinde hayata hazırlandığı yerdir. Şiddetin okul kapısına kadar geldiği bir ortamda yalnızca kapıdaki güvenliği artırmak yetmez; çocukların evde ne yaşadığını, okulda nasıl ilişkiler kurduğunu, hangi dijital dünyanın içinde büyüdüğünü ve öfkeyle baş etmeyi nereden öğrendiğini de anlamak zorundayız. Çocuğu korumak, tehlike ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekten önce, tehlikenin hangi koşullarda büyüdüğünü görebilmektir.
Ardından birikimlerimize dönüyoruz. Yıllarca çalışıyor, harcamalarımızdan kısıyor, çocuklarımızın geleceği ya da yaşlılığımız için kenara para koyuyoruz. Enflasyon karşısında emeğimizin değerini korumaya çalışırken finansal araçlara ve bunları denetleyen kurumlara güvenmek istiyoruz. Ancak yatırım fonları çevresinde yaşanan kriz, yüz binlerce yatırımcının tasarruflarını ve milyarlarca dolarlık varlığı ilgilendiren sarsıntısıyla, bu güvenin ne kadar ağır sonuçlarla sınanabileceğini ortaya koydu. Yetkililerin soruşturma ve tasfiye süreçlerini yürütmesi önemli; fakat yatırımcı açısından asıl soru yalnızca kimin sorumlu tutulacağı değil, risk işaretlerinin neden zamanında önlenemediği, denetimin nasıl işlediği ve tasarruf sahibinin haklarının ne ölçüde korunabildiğidir.
Bir insan parasını değerlendirirken her işlemin arkasında kendisinin göremediği riskleri tek başına araştırmak, her ihtimali hesaplamak ve olası bir krizde hakkını nasıl koruyacağını önceden bilmek zorunda kalıyorsa, orada güvenin yükü yurttaşın omuzlarına fazla bırakılmış demektir. Üstelik insanın kaybettiği yalnızca para değildir; yıllarca çalışmanın, fedakârlığın ve gelecek için kurduğu planların karşılığını........
