İran’ın Stratejik Hatası
Eğer bu yazıya ikinci bir başlık atmak isteseydim şüphesiz bu “Tünelden Önceki Son Çıkış” olurdu.
2026 Şubat’ının başında, diplomasi masası İstanbul’un asırlık surları ve Boğaz’ın derin sularında kurulmak üzereyken, İranlı stratejistler son anda rotayı değiştirdi. Abd – İran arasındaki dolaylı görüşmeler, Umman’ın Maskat’ına kaydırıldı – 6 Şubat 2026 Cuma günü, bu müzakerelerin ilk turu orada yapıldı. İran tarafı, konuyu yalnızca nükleer dosyaya sıkı sıkıya sınırlamak, balistik füzeler gibi geniş başlıkları dışarıda tutmak ve Türkiye’nin masaya getireceği bölgesel dinamikleri (Mısır, Katar, Pakistan gibi aktörlerle birlikte) minimize etmek isteği için görüşmelerin İstanbul yerine Maskat’ta olmasını tercih etti. Umman’ın tarafsızlık kimliği, “gizli kanal” geleneği ise Tahran için daha güvenli bir liman görünüyordu.
Oysa İstanbul, sadece bir mekan değil; aynı zamanda stratejik bir fırsat penceresiydi. Ankara’nın mahir diplomatları, masa diplomasisine hâkim uzmanları ve Erdoğan’ın Trump’la kişisel yakınlığı sayesinde, müzakereler daha geniş bir bölgesel mutabakata evrilebilirdi. Türkiye, İran’ın düşündüğü gibi kaostan “pay alma niyeti”nde değildi. Aksine bölgesel istikrarı sağlamak ve kendi jeopolitik ağırlığını pekiştirmek için masada olacaktı. Belki de o masada, uranyum zenginleştirme seviyeleri, yaptırımlar ve hatta füze programı gibi kırmızı çizgiler daha dengeli bir uzlaşıya verilebilir, bu savaş hiç başlamamış olabilirdi.
Ama İranlı stratejistler, kısa vadeli taktik hesaplarla hareket etti: Türkiye’nin ağırlığından kaçınmak, konuyu daraltmak, Umman’ın sessiz arabuluculuğuna sığınmak gibi...
6 Şubat’ta “olumlu başlangıç” denildi, ardından Cenevre’ye (17 Şubat ikinci tur, 26 Şubat üçüncü tur) taşındı. Umman Dışişleri Bakanı Badr Albusaidi bile 27 Şubat’ta “barış an meselesi” diye umut pompaladı hatta İran’ın uranyum stoğunu sıfırlayacağı, IAEA denetimine tam açılacağı dahi konuşuluyordu...
Ve işte o “son çıkış” kaçırıldı.
28 Şubat 2026’da ABD-İsrail ittifakı devreye girdi; saldırılar başladı, rejim hedefleri vuruldu, Ayetullah Hamaney’in ölümüyle birlikte kaos patladı. Savaş, diplomasinin gölgesinde değil, tam da masanın devrildiği anda zuhur etti.
Eğer İstanbul tercihi yapılmış olsaydı? Belki savaş ertelenirdi, belki birkaç hafta/ay daha kazanılırdı, belki Ankara’nın arabuluculuğuyla daha kalıcı bir çerçeve çizilirdi. Tarih tekerrür etmez ama ironiler acımasızdır. Şöyle ki İran, Türkiye’nin “nemalanma” korkusuyla Umman’ı seçti; oysa asıl kaybeden, o son çıkış biletini elinden kaçıran Tahran oldu. Zaten ekonomik zorluklarla mücadele edemeyen İran’ın, şimdi bir de savaş ekonomisini sırtlanması gerekecek. Uzun vadeli oluşacak kaotik ortamı söylemiyorum bile.
Bugün İstanbul surlarından ve Boğaz’ın derinliklerinden yükselen hafıza, şunu fısıldıyor:
“Yanlış hesap Cenevre’de değil, Maskat’ta bozuldu.”
Ve şimdi, tünelin ucunda ışık değil, alevler var.
