Hamaney Sonrası İran ve Türkiye’nin Stratejik Sınavı
Tahran semalarında 28 Şubat sabahı yankılanan patlamalar, sadece bir rejimin komuta kademesini değil, Ortadoğu’nun son yarım asırlık statükosunu da yerle bir etti. Ali Hamaney’in yanı sıra Pakpur ve Şamhani gibi rejimin ideolojik ve askeri çelik çekirdeğini hedef alan bu “liderlik indirme”operasyonu, İran’ı modern tarihinin en karanlık “fetret devrine” sürüklemiş durumda. Anayasal olarak devreye giren geçici konseyin, Devrim Muhafızları’nın (IRGC) devasa gölgesi altında birer figürandan öteye geçemeyeceği aşikâr. 2024’te İbrahim Reisi’nin helikopter kazasıyla başlayan ardıllık krizinin, bugün bizzat “lider”in ölümüyle tam bir siyasi felce dönüşmesi, İran’ın ya bir askeri diktatörlüğe evrileceğini ya da iç hesaplaşmalarla Lübnanlaşacağını fısıldıyor. Rejimin omurgası olan IRGC, şu an hem bir halef belirleme sancısı çekiyor hem de fiili yönetime el koyma iştahıyla yanıp tutuşuyor; ancak ortada ne karizmatik bir lider ne de sarsılmamış bir hiyerarşi kaldı.
Bu kaosun ortasında Batı’dan yani ABD – İsrail’den gelen "Hükümet artık sizin, sokağa çıkın" çağrıları, jeopolitik bir satranç hamlesi olarak kağıt üzerinde kusursuz görünse de tarihsel gerçekliğin sert duvarına çarpma riski taşıyor. Trump ve Netanyahu’nun 2022-2023 protestolarının küllerini eşeleyen mesajları, rejimi içeriden çökertmeyi hedefleyen klasik bir psikolojik harp stratejisi.
Ancak dışarıdan dayatılan rejim........
