menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gizli Pazarlık mı, SIR mı?

20 0
27.07.2026

İbrahim Anlaşmaları’nın genişleme meselesi, aslında Orta Doğu’nun kendi iç mantığını en çıplak haliyle ortaya koyan bir vitrin niteliği taşıyor. Geçtiğimiz günlerde bir programda sunucu Netanyahu’ya doğrudan sordu:

“Hangi ülkelerin İbrahim Anlaşmaları’na katılmasını bekliyorsunuz?”

Soru masumdu, ama Netanyahu’nun verdiği cevap, bölgenin son yarım asırlık diplomasi kültürünü tek cümlede özetliyordu:

“Katılmalarını istediğim ülkeler hakkında burada onları ifşa ederek katılma ihtimallerini azaltmayacağım.”

Bu, sıradan bir siyasi temkin değil; Orta Doğu’da onlarca kez tekrarlanmış, her seferinde doğrulanmış bir reflekstir. Sedat’ın akıbetini unutanlar için hemen bu noktada anımsatalım. 1981'de Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, İsrail'le Camp David Barış Antlaşması'nı imzaladığı için kendi ordusundan İslamcı subaylarca düzenlenen bir suikastte öldürülmüştü.

O halde Netanyahu’nun bu temkinli adımını böyle okumalıyız. Dolayısıyla bugün kimin sırada olduğu sorusuna verilecek en dürüst cevap, açıkça söylenemeyenlerin arasında saklı.

Gelin bu gizemli listeyi biz ifşa edelim.

Tablonun merkezinde elbette Suudi Arabistan duruyor. Washington’ın nükleer işbirliğini normalleşme şartına bağlaması, Netanyahu’nun bunu “tarihi bir sıçrama” olarak nitelendirmesi, hepsi aynı stratejik hesaba işaret ediyor: Riyad’ın masaya oturması, sadece bir ülkenin katılımı değil, bölgesel dengenin yeniden çizilmesi anlamına gelecek bir dönüm noktası olur. Ancak Suudi tarafının hâlâ ısrarla tekrarladığı bir şart var — Filistin’e giden net ve inandırıcı bir siyasi yol haritası. Bu şart, sadece diplomatik bir söylem değil, Suudi rejiminin kendi iç meşruiyeti ve İslam dünyasındaki konumu açısından da vazgeçilmez bir denge unsuru. Bazı raporların Netanyahu’nun kendi siyasi geleceğini bile bu pazarlığın bir parçası haline getirdiğini öne sürmesi, meselenin ne kadar........

© İstiklal