Ateizmi Çürüten İlm-İ Kelam Delilleri (Kabul-i Amme Delili)
Ateizmi çürüten ilm-i kelam delillerini yazmaya kabul-i amme deliliyle devam ediyoruz:
VII- Kabul-i Amme Delili
Kabul-i amme, toplumun ortak kabulü demektir.
Kabul-i amme delili de, insanlık tarihi boyunca farklı ırk, dil, din ve coğrafyalardaki tüm toplumların, bilaistisna bir yaratıcı veya yüce bir varlık inancına sahip olduğu, dolayısıyla bunun bir yanılgı olamayacağı gerçeğini, Allah’ın varlığının ispatı olarak ele alan kelami ve aklî bir delildir.
Bu delilin temel unsurları şunlardır:
1- Bir Mukaddes İnanca veya Dine İnanma İhtiyacı
Tarih incelendiğinde açık ve net olarak görülecektir ki, mukaddes kabul edilen bir inanca veya dine sahip olmayan hiçbir toplum yoktur.
Öyle veya böyle bütün toplumların kültürlerinin temelini oluşturan bu inanç gerçeğini asılsız kabul etmek, tarih boyunca var olan toplumları külliyen yanılgıya düşmekle itham etmek olur ki, söz konusu bu sosyal ittifakı, bu ihtiyaç ve temayülü yok saymak; akıl, ilim, fıtrat ve tecrübe açısından mümkün değildir.
Kabul-i amme delili adeta bir önceki yazıda gündem ettiğimiz fıtrat delilinin sosyal toplum boyutundaki tezahür şeklidir. Buna şaşılmaz. Çünkü toplumlar insanların ortak kabuller etrafında kaynaşmalarıyla oluşur. Her insanda olan temayül, tabiatıyla toplumun temayülü olarak ortaya çıkar.
Tam da burada ateizm hurafesini inanç olarak benimseyen komünistlerin kuyruklu bir yalanına değinelim:
Güya komünizmin sistemini ortaya koyduğu iddia edilen Marks, tarihî maddecilik tezinde yeryüzündeki ilk toplumu “komün” toplum olarak kabul eder. Komünizm tabiri de buradan gelir. Marks’a göre komünizmin çekirdeğini oluşturan bu komün toplumunda din, devlet, hukuk, ahlak, kaide ve kural diye bir şey yoktu.
Hâlbuki ne milattan önce ne milattan sonra, Marks’ın tarif ettiği tarzda bir toplum çeşidi tespit edilmemiştir. Bu iddia, Marks başta olmak üzere komünistlerin hayal dünyasının mahsulüdür.
Batılı ilk çağ tarihçilerine göre ilk toplum, toteme tapan ilkel bir toplumdu.
Esasen bu da doğru değildir, izahını aşağıda yapacağız.
Ama farz-ı muhal doğru kabul etsek bile, bu durum bizim tezimizi desteklemektedir. Çünkü totem aslında kelimenin tam anlamıyla putperestlik demektir. Dolayısıyla totemi olanın da kendince mukaddesi vardır.
Bu batılı tarihçilerin bir başka yanlışları da şudur:
Bunlar tamamen hayalî ve zannî bir toplum telakkisi peşinde olmuşlardır. Buna göre bu ilk insanlar giyinecek elbiseleri olmayacak kadar ilkel bir hayat yaşıyorlardı. Konuşmayı dahi bilmiyor, çıkardıkları hayvanlarınkine benzeyen garip seslerle anlaşmaya çalışıyorlardı.
Hâlbuki bu izah tarzı tamamen uydurmadır, hiçbir ilmî delile ve mesnede dayanmamaktadır, zannidir.
İlk insanla ve ilk devirlerle ilgili doğru bilgiye ulaşmanın tek yolu, vahiyle Allah’tan bilgi alan peygamberlere kulak vermektir.
Buna göre, ilk insan aynı zamanda ilk peygamber Hz. Âdem’dir (a.s.) Kuran’ın bildirdiğine göre Allah Hz. Âdem’e (a.s.) eşyanın isimlerini öğretmişti. Eşyanın isimlerinden maksat, kâinat ve hayat olayları karşısında bilgi sahibi olmaktır. Nitekim muteber tefsirlerde buna işaret edilmektedir.
Dolaysıyla dünyada ilk insandan itibaren medeniyet vardı. Şu unutulmamalıdır ki, medeniyetlerin kurucuları tarih boyunca hep, Allah’tan vahiy alan peygamberlerdir. İlk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem (a.s.) Rabbini tanıyan, âlemin yaratılışındaki sebep ve hikmeti kavrayan, yaşadığı hayat boyunca âlemdeki manevi ve maddi misyonunu bilen, medeni bir insandı. Şüphesiz ki onun çocukları ve onlardan meydana gelen toplum da medeni olacaktır. Bir Müslüman açısından aksi düşünülemez, kabul de edilemez. Teknolojik gelişme farklı bir boyuttur; alet ve vasıtaların hayatı kolaylaştırmasından ibarettir. Söz gelimi........
