menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

AKİT YAZARI İDRİS GÜNAYDIN’IN DEVİRDİĞİ ÇAMLAR- 4

16 0
03.06.2026

“Savaş Hukukuyla İlgili Bir Hadis-i Şerifin Bağlamından Çıkarılıp Saptırılması”

Akit yazarı İdris Günaydın’ın yazısına taşıdığı uydurma ya da zayıf veyahut da sahih olduğu halde saptırılan rivayetleri tahlil edip cevaplamaya devam ediyoruz.

Bu yazımızda sahih olduğu halde saptırılan, bir başka deyişle bağlamından çıkarılarak kalbinde maraz olanların arzu ve maksatlarına hizmet ettirilmeye çalışılan, cihad hukukuyla ilgili bir rivayetin gerçek manasını ortaya koymaya çalışacağız.

I- Saptırılan ve Çarpıtılan Söz Konusu Rivayet

İdris Günaydın, söz konusu hadisi Ali Dündar dediği şahıstan naklen şöyle ifade etmektedir:

“Ezan okunmayan beldeler Müslümanlar için ganimettir diyen peygamber inancı.”

Dikkat ederseniz, rivayetin kullanılış tarzından sanki şu anlatılmak isteniyor:

“Hadis-i şerifte, ezan okunmayan her yere saldırılıp talan edilmesine müsaade edilmekte, bu talan ganimet sayılmaktadır.”

Yüce İslam ve onun şerefli resulü Hz. Muhammed (s.a.v.) hiç şüphesiz ki böyle bir gasp ve talan mantığından münezzehtir. Ama rivayetin veriliş tarzı ve rivayete yüklenilen algı, adeta bu mesajı vermektedir.

Böylece hadis müessesesi ve tabiatıyla peygamber inancı itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu birinci maksattır.

İkinci maksat da böyle rivayetlerin yer aldığı hadis kaynakları kötülenmiş olmaktadır. Nitekim İdris Günaydın bu rivayetleri gündem etmekle bunların “uydurma” olduğu mesajını vermekte; mütevâtir hadisler hariç diğer hadisleri delil ve kaynak kabul etmediğini deklare etmektedir.

Neticede güya dini koruma kisvesi altında dinin ikinci kaynağına olan güven sarsılmak istenmektedir ki, bu da İslam düşmanı oryantalist ve modernist fitnecilerin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelmektedir. Zaten yazarın (İdris Günaydın’ın) doğru dürüst tanımadığı ve hangi ideolojiye hizmet ettiğini bilmediği bir kimseden (Ali Dündar’dan) körü körüne aktarma yapması ve dine apaçık saldırı anlamı taşıyan konularda hiçbir yanlışa cevap vermemesi bu tespitimizi teyit etmektedir.

Bu oyunu bozmak, bu tezgâhı yıkmak için söz konusu sahih rivayetin savaş hukuku çerçevesindeki değerlendirmesini yapacağız.

Her şeyden evvel şunu ifade etmek gerekir ki, tarihî olaylar, o dönemin şartları bilinmeden anlaşılamaz.

Evet; askerî seferler ve fetihlerle ilgili hadis literatüründe, ezan sesinin bir beldenin İslam kimliğini temsil etmesi ve o beldeye saldırılıp saldırılmayacağının kıstaslarından biri olmasıyla ilgili rivayetler vardır. Ama bu rivayetlerdeki vurgu “ezan okunmayan yerlerin ganimet olması” değil; bir beldeye baskın yapmadan önce ezan sesinin beklenmesi prosedürü üzerinedir.

İlgili rivayetlerde ganimet tabiri geçmediği halde meselenin ganimetle ilişkilendirilmesi, İslam’daki savaş hukukunun bir talan ve gasp mantığıyla yorumlanmasının hastalıklı tezahürüdür.

Konuyla ilgili en sahih rivayetler şu şekildedir:

Sahih-i Müslim ve Buhârî'de geçtiğine göre Enes b. Malik'ten şöyle nakledilmiştir:

“Resulullah (s.a.v.) (sefer düzenleyeceği) bir kavme baskın yapacağı zaman sabah olmasını beklerdi. Eğer ezan sesi işitirse onlara dokunmazdı; eğer ezan sesi işitmezse onlara saldırırdı.”

Yazarın bahsettiği “ganimet” vurgusu, muhtemelen bu askerî prosedürün bir sonucu olarak zikredilen şu rivayetin saptırılmasına istinat etmektedir:

“Bir cami görürseniz veya bir müezzin (ezan) işitirseniz, hiç kimseyi öldürmeyin.”

Bu hadislerde "ganimet" kelimesi doğrudan geçmez. Ama ezan okunmayan bir yerin "harbî" (savaş halinde olunan bölge) statüsünde sayılması, oraya yapılacak bir askerî operasyonun sonucunda elde edilecek malların helal (ganimet) olması manasına gelir.

Ancak İslam hukukunda kazançlar içerisinde en helali sayılan ve cihadın neticesi olan “ganimet”in meşru olması; savaşın haklı gerekçelere dayanmasını gerektirir. Ama yazarın yazısına almış olduğu rivayette savaşın hukuki temelleri ve haklı gerekçesi yok sayıldığı için, bu süfli mantık ganimeti meşru olmaktan çıkarıp talan ve gasp gibi göstermektedir.

Fıkıhta ezan, bir bölgenin Müslüman olduğunun ve orada can/mal güvenliğinin (dokunulmazlığın) bulunduğunun en açık şiarıdır.

Bu rivayetler, rastgele saldırıları önlemek ve Müslümanlara yanlışlıkla zarar verilmesini engellemek için getirilmiş bir "ayrıştırma" kuralıdır.

İslam hukukuna ve Kur'an-ı Kerim'e göre savaş ilanı, keyfî ya da bireysel kararlarla değil, çok sıkı hukuki, ahlaki ve siyasi şartlara bağlı olarak yapılır. İslam'da savaş, asıl amaç değil; adaleti sağlamak, zulmü engellemek ve inanç özgürlüğünü korumak için başvurulan “son çare”dir yani bir bakıma zaruret ve mecburiyettir.

Savaşın kim tarafından ve hangi şartlarda ilan edilebileceğine dair bilgiler ana hatlarıyla şu şekildedir:

İslam hukukunda savaş ilanı (cihad çağrısı), bireylerin veya grupların kendi başlarına alabileceği bir karar değildir.

Savaş ilan etme yetkisi sadece ve sadece meşru devlet başkanına (ulü'l-emre) veya devletin yetkili kurullarına aittir. Kişilerin veya illegal yapıların kendi kendilerine savaş ilan etmesi İslam hukukuna göre geçersizdir ve "bağy" (isyan) ya da "terör/kargaşa" (fesat)........

© İstiklal