menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Kayısı Ağacının Gölgesinde Zamanı Durdurmak: Bizim Okul Bir Acayip

12 0
29.09.2026

Bizim Okul Bir Acayip’in yazarı olarak, Elif Büşra Demir’in kitabım üzerine kaleme aldığı bu güzel değerlendirmeyi sizlerle paylaşmak istedim. Keyifli okumalar…

Hikâye kitapları sadece çocuklar için midir? İnsan yaş aldıkça anlıyor, hikâyeleri en çok büyüklerin okuması gerekiyor. Adem Keven’in kaleme aldığı Bizim Okul Bir Acayip, 35 yaşında, eğitim hayatının büyük kısmını geride bırakmış bir doktora öğrenci adayı olarak beni bir anda kendi çocukluğuma, kendi ilkokul sıralarıma geri götürdü. Bir köy okulunda okumamış olsam bile, o sobalı sınıfların sıcaklığında ve gaz lambasının loş ışığında kendimden, kendi geçmişimden çok tanıdık parçalar buldum.

Kitap, 1984 yılının Mersin Mut’una bağlı Çatalharman köyünde geçiyor. Elektriğin henüz ulaşmadığı, gaz lambasıyla aydınlanan, sobayla ısıtılan, 1., 2. ve 3. sınıfların bir arada; 4. ve 5. sınıfların aynı hizada okuduğu beş yıllık bir köy ilkokulu...

Hikmet adındaki bir öğrencinin gözünden, bir eğitim yılı boyunca yaşanan 18 farklı kırılma noktasını okuyoruz. Sayfaları çevirirken yazarın kendi çocukluğuna dokunduğunu net bir şekilde hissediyorsunuz. Herkesin kurgu hayatlar yaşadığı ve yazdığı günümüzde, insanın kendi yaşanmışlığını bunu böylesine duru bir esere dönüştürmesi çok kıymetli.

Başlangıçlar ve bitişler hafızada her zaman ilk günkü tazeliğiyle kalır; bu yüzden hikâye okulun açılışıyla başlıyor. Hikmet’in gözünden farklı bir öğretmenin, Hacer Öğretmen’in sınıfa gelişiyle değişen havayı soluyoruz. Tam bu noktada okur, ister istemez kendi eğitim hayatına dönüyor: Hangi öğretmenimiz bizi ilk defa gerçekten görmüştü? Hangi öğretmen müfredatın dışına çıkıp bize hayata dair bambaşka bir şey öğretmişti?

Hacer Öğretmen ile birlikte eğitimin dört duvardan ibaret olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Çocukların bahçeye bir şeyler ekmesi, ektikleri alanı matematikle ölçerek öğrenmesi, teorinin pratiğe nasıl dönüştüğünü gösteren harika bir örnek.

Okulun bahçesindeki emektar kayısı ağacı ise başlı başına derin bir metafor. Hikmet’in "okulun en eski öğrencisi" dediği o ağaç; altında yapılan derslerin, öğrenilen bilgilerin, çocukça heyecanların en sessiz şahidi.

"Kıyamet kopacağını bilseniz dahi elinizdeki fidanı dikin" diyen bir medeniyetin evlatları olarak, toprağa ve ağaca verilen değer kayısı ağacıyla kendini hatırlatıyor.

Köy okulunun imkânsızlıkları........

© İstiklal