Bu Bizim Hikayemiz
Türkiye de son çeyrek yüzyılda kalıcı bir dönüşüm yaşandı: İnsan tipi değişti, aile yapısı sarsıldı, nüfusun artış hızı düştü, iç ve dış göçler arttı, şehirler büyüdü ama toplum küçüldü, siyaset biçim değiştirdi, ekonomi ahlakı etkiledi. Görünürde büyüyen bir ülke, içeride çözülme yaşayan bir topluma dönüştü.
Bu tabloyu anlamak için rakamlara bakmak yeterli değil; ruh haline bakmak gerekiyor.
●Köy bitti, şehir yığını doğdu
Bugün Türkiye’de nüfusun büyük çoğunluğu şehirlerde yaşıyor. Ancak bu, klasik anlamda bir şehirleşme değil. Bu, köyün dayanışmasının kaybolduğu, mahallenin toplumsal denetiminin çözüldüğü, kalabalıkların içinde yalnız bireylerin çoğaldığı bir “şehir yığını”dır.
Eskiden mahalle vardı; şimdi site var. Eskiden komşu vardı; şimdi kapı numarası var. Eskiden insanı toplum terbiye ederdi; bugün ise ekranlar ve algoritmalar. Apartmandan çıkan cenazeden komşuların haberi bile olmuyor.
●Aile küçüldü, yükü büyüdü
Aile, bu toplumun omurgasıydı. Şimdi ise ekonomik baskı altında ayakta kalmaya çalışan kırılgan bir yapıya dönüştü. Evlilik yaşı yükseliyor, doğurganlık düşüyor, boşanma sıradanlaşıyor. Gençler ev kuramıyor; kuranlar sürdüremiyor.
Bu sadece kültürel bir değişim değil; barınma krizi, işsizlik ve güvencesizlikle doğrudan ilgili. Aile çözülürken birey yalnızlaşıyor; yalnızlaşan birey ise daha kırılgan hale geliyor. Kuşak çatışmaları, aile içi kavgalar had safhada.
●Eğitim arttı, adı yükseldi, umutlar azaldı
Üniversite sayısı arttı, uzmanlık düzeyi düşük diploma çoğaldı. Ama diploma ile hayat arasındaki bağ zayıfladı. Ortaya yeni bir profil çıktı: Eğitimli ama işsiz, diplomalı ama umutsuz, okumuş ama liyakat uçurumlarıyla dolu sisteme güvenmeyen bir gençlik.
Bu, sadece eğitim sisteminin değil, liyakat ilkesinin de zayıfladığını gösteriyor. İnsanlar artık “okursam başarırım” değil, “bağlantım varsa ilerlerim” duygusuna kapılıyor. İşte bu kırılma, toplumun moralini en çok bozan unsurlardan biridir.
Yetenekli ve iyi eğitim alanların da büyük kısmı, geleceğini........
