menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ahmet Raysûni’nin ''Şura'' kitabı

14 0
24.02.2026

Ahmet Raysûni’nin “Şura” isimli kitabı, Mahya Yayınlarının 23. kitabı olarak tercüme edilip basılmış. Yayınevinin Uluslararası İslam Düşünce Enstitüsü‘nun yayınladığı kitapları tercüme etmeye öncelik vermesini önemli buluyorum. Çünkü bu Enstitü mezhep, meşrep, ırk ve benzeri taassuplardan uzak bir biçimde, tevhit- vahdet-ümmetin birliği ve kurtuluşu perspektifini öne çıkarmakta. Enstitünün kurucu isimlerinin yazmış olduğu kitaplar da bu hususlara devamlı vurgu yapmakta.

Kitabın İngilizce ismi; “Kurânî bir prensip olarak şura” olmasına rağmen kitap “şura” başlığıyla Selim Sezer tarafından tercüme edilmiş. Kitapa alt başlık olarak seçilen cümle ise oldukça dikkat çekici, özet bir cümle olmuş; ”subjektifliğin ve bencilliğin tiranlığından kurtulmak.”

Bu cümle bugün, belki de İslam dünyasındaki tiranların Müslüman haklara nasıl zorbalıkla tahakküm ettiğini ve bunun gerisinde yatan sebebin ne olduğunu vurgulamakta. Bu alt başlık zorbalığın, tahakkümün, ceberrut yönetimlerin kurumsallaşmasının gerisinde, şûra ilkesinin ilk zamanlardan bu yana uygulanmıyor oluşuna güzel bir atıf olmuş.

Yazar şûrayı dört bölüm altında incelemiş. Birinci bölümde, istişarenin Müslüman hayatında nasıl bir vücut bulacağını ve istişarenin nasıl yapılacağına dair Hz. Peygamberin ve sahabenin uygulamalarından örneklerle anlatmış. İstişarenin dindeki yeri ve önemine dair genel prensiplere atıfta bulunmakla beraber, önceki âlimlerin Şûra ayetlerini nasıl yorumladığına dair örnekleri de göstermekte. 

Böylece İslam hukukunun ve Fıkıh usûlünün ilk üç deliliyle şuranın İslami bir vecibe olduğunu ortaya koymaktadır. Yazar kitap, sünnet ve icma ile şuranın vacip olduğunu özellikle vurgular. Yeni müfessirlerden Tahir b. Aşur’un; Âdem’in yaratılması kıssasında Allah cc. ile Melekler arasında geçen konuşmayı istişarenin ilk örneği olarak değerlendirmesini alıntılayıp şöyle der; “bu konuşma Allah’ın melekleri şereflendirmesi, onları eğitmesi, aynı zamanda örnek alınacak bir metot oluşturmak amacıyla girişilen bir tür istişaredir.”

ŞVR (ŞeVeRe) Kökünden gelen şurâ kelimesinin kök anlamı, “petekten bal süzmek, bal sağlamak, çıkarmak demektir. Âli İmran159. ayette; “iş hakkında onlara danış” lafzı emir sırasıyla ifade edilmektedir.(Şâvirhum fil emri) lafzının mufaale babından olması ve “emr” kelimesinin Elif lam ile marife gelmesi Hazreti Peygamber’in istişarenin içinde olan insanlardan biri olduğunu göstermektedir.  

Ayrıca 42. Şura suresinin 38. ayetinde ise müminlerin vasıflarından söz ederek “işleri aralarında şura ile görürler” buyurur. Müfessir Zeccac ve Keşşaf’dan alıntıyla; ”denilmiştir ki istişare eden bir kavme en güzel yol mutlaka gösterilir.” cümlesine yazar özellikle vurgu yapar. Hazreti Peygamber’in arkadaşları ile daima istişarede bulunduğunu belirtir ve şöyle der; “eğer istişare peygamber için gerekli ise başkaları için daha da zorunlu bağlayıcı olacaktır. Sh. 26. Bu bağlayıcılığın vücup derecesinde bir zorunluluk olduğunu belirtir. Endülüslü âlim İbn. Atiyye’nin tefsirinden şu alıntı yapar:(Bir de Şamlı bir ibne Atiyye var ikisinin karıştırılmaması için özellikle belirttim. Zira bir Şamlıdan böyle bir görüş zor çıkar.)

“İstişare, İslam ruhunun en bağlayıcı emirleri arasında yer alır. Bu nedenle bilgi ve takva sahiplerine danışmayanlar azl edilmelidir; bu nokta İhtilafın ötesindedir.”

Cessas’dan da şu alıntıyı yapar: “Şûra 38 ayeti istişarenin hayati anlamının kanıtıdır. Sonuç olarak o ayet  istişare edeni iman ve düzenli kılınan namazla birlikte zikreder.”Sh. 25

Bunlardan anlaşılmaktadır ki şura İslami pratiğin kurucu unsurudur. İlerleyen sayfalarda bu konuyu yazar şu cümlelerle vurgular; ”Müslümanlara ilk önce vahiy ikinci olarak da istişare rehberlik eder Sh.158. 

“İstişare; diyalog, anlayış ve herkesin kendi görevini kabul etmesi zemininde karşılıklı anlaşmadır. Aynı zamanda bir tartışma, ikna ve kişinin kendisine hile, şiddet, zorlama ve çeşitli küsmeler altında zorbalığın, bencilliğin, rekabetin ve entrikacıların değil, delillerin rehberlik etmesine izin vermesi sürecidir.” Sh.164. 

İstişare yapmayı hakikate ulaşma süreci olarak tanımlar ve İmam Şatıbî’nin şu cümlelerini paylaşır: “Hakikat insanların düşündüğünden ve veya söylediğinden bağımsız olarak itibar görmeli ise de onun bilgisine insanlar üzerinden ulaşırız ve ona giden yol ise rehberlik eden insanlardır.” Sh.119.

 Bu cümleleri okurken; “Allah’ın eli onların elleri üzerindedir”, ”eğer Allah’tan ittika ederseniz, Allah size Furkan verir”, “ biz yolumuza cihat edenleri yollarımıza hidayet ederiz” ayetleri zihnimden geçiyor. Allah cc. sadece rızasını gözeterek hakikati arayan kullarını dalâlette bırakmaz, yardım ve bereketini onlara gönderir. Buna dair pek çok müjdeler vardır.

Yazar üçüncü bölümün başında istişareyi, İslam hukukuna ve yaşadığımız somut koşullara eş zamanlı bakmakla ilişkilendirip, bunun doğal bir gereklilik olduğunu belirterek, İstişarenin hangi güzelliklerle iç içe olduğunu anlatır.

“İstişare özgürlük, emniyet ve güven içinde gerçekleşirdi hiç kimse bir başkasını kayırmaz hiç kimse bir başkasını kandırmaya çalışmaz, hiç kimse bir başkasından korkmaz ve hiç kimse bir başkasının aleyhinde menfaat sağlamaya çalışmazdı. Böyle bir atmosfere sahiptir,erken dönem istişare süreçleri...

Çağın gereksinimlerinin inanç bağıyla karşılanması gayret ve hassasiyetinin şûra prensibi ile dolaysız ilişkili olduğunu özellikle vurgular. Mümin bir kulun daima Allah ile arasındaki bağı gözeterek varlık alemine bakması gerekir. İslami bakış açısı-kitap ve Sünnet esasları-hayatın her alanında bizi bağlayan paradigmayı oluşturur.

Bizim medeniyetimizde has olan “Fıkıh Usulü” aynı zamanda İslam düşüncesinin de usulüdür ve düşünce yönteminin çerçevesini belirler. Yeni durumlara ilişkin vaz edilecek yeni görüşleri uygulamaya koymada şûra temel bir kuraldır.

Kitabın son bölümünde, tarihsel süreç içerisinde şûranın kurumsallaşamamasının büyük bir eksiklik olduğuna dikkat çeker. Devlet ve toplumun ihtiyaçlarına ilişkin gerekli sistem ve kurumlar zamanla gelişip genişlediği halde istişareye ilişkin hiçbir planlama ve düzenleme ne yazık ki yapılmamıştır. Devletin teşkilatlanmasında toplum yararını gözeterek düzenlenip geliştirilen pek çok kuruma gösterilen özen ne yazık ki istişare kurumuna gösterilmemiştir.

O hususu yazar şöyle belirtir; “Birkaç sınırlı, kısa ömürlü istisna dışarda bırakılırsa İslam tarihinin hiçbir aşamasında, yahut hiçbir İslam devletinde ayrıntılı bir şûra sistemi hayata geçirilmemiştir.”Sh.161.

“ İstişare pratiği ümmetin yeni koşullarının gerektirdiği şekilde ilerlememiş, başlangıç aşamalarında elde ettiği kazanımları da koruyamamıştır.” Sh.148.

İstişarenin gelişmeme sebebi Emevi iktidarı ile başlayan saltanat rejimleri olmuştur. Yazar istişare pratiğini kurumsal olarak uygulayan tek istisnaî örneğin; 11. Yüzyılın ikinci yarısından 12. Yüzyılın başlarına kadar Fas, Endülüs ve batı Afrika'yı yönetmiş olan Murabıtlar Devletinin yöneticileri olduğunu belirtir. Murabıt yöneticisi Ali b.Yusuf krallığında “önce fakihlere danışmadan hiçbir mesele ile ilgili karar almadığını söyler.”Sh.146. 

“Bilgi sahibi dindar insanlara danışmayan bir yargıcın-karar alıcının- azledilmesi gerektiğini söyleyen Abdülhak b. Atiyye’nin düşüncesini besleyen Murabıtlar Devletiydi.” Sh.146.

Şûranın hassasiyetle uygulandığı ilk dönemlerdeki pratiklerden yola çıkarak istişarenin amaçlarına ve elde edilecek faydalar için yazar bir liste oluşturur. Bu liste istişarenin mantığını, mekâsıdını ve elde edilecek maslahatı güzel bir şekilde özetlemiştir. Ana başlıklar halinde sıralayarak yazıyı sonlandıralım.

1-Doğru veya en doğru davranış biçiminin belirlenmesi. ”Bilge kişi hayır ve şer arasındaki farkı bilen değildir. Bilge kişi iki hayırdan daha büyük olanı ve iki şerden hangisinin daha küçük olduğunu bilen kişidir.”sh.44

2-Subjektifliğin ve bencilliğin tiranlığından kurtulmak.

3-Despotluğun ve krallığın önlenmesi.

4-Tevazuyu öğretmek. “Ne kadar çok bilgili olursak olalım, bizim hiçbir zaman başkalarının bilgisinden vazgeçemeyeceğimizin ve bakış açılarımız ne kadar doğru olursa olsun, hala başkalarının ne düşündüğünü dinlemeye ihtiyacımız olduğunu anlamamıza yardımcı olur.” sh.48

5-Herkese hak ettiğini vermek.

6-Hürriyet ve inisiyatif atmosferinin savunulması. “Gerçek istişareye damgasını vuran temel şey, kendini tam bir dürüstlükte ifade edebilme özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü istişarenin geçerli olma şartıdır.”sh.50/51

7-Düşünme ön planlama kapasitesinin geliştirilmesi. İstişare bir okuldur.

8-Eyleme destek için artan hazırlık.

9-İyi niyet ve birliğin savunulması.

10-İstenmeyen Sonuçlara kutlanma iradesi.

Bir grup arkadaşla kitabın mütalâasını yaptık. Kitabı herkes beğendi. Şura bağlamında, meclis parlamenter sistem ve benzeri uygulamalar tartışılırken İslami bir devlette mecliste veya şura meclisinde partiler olamayacağı- olmaması gerektiği üzerinde görüş birliği ortaya çıktı. Çünkü partili parlamenter sistemde partiler, hakikati aramayı ve doğruya ulaşmayı asıl hedef olarak koymazlar. İktidar partisi de muhalefet partileri de, parti asabiyeti ile hareket ederek birbirlerini düşmanlaştırırlar. Herkes parti görüşünü; doğru ya da yanlış olduğuna bakmadan, amigo mantığıyla sadece savunur. 

Kitabın son bölümünde Demokrasi, demokratik uygulamalar ve bugün demokrasiden söz edilip edilmeyeceği bahisleri ile konuyu tamamlar. Ezcümle şöyle der; “Demokrasinin bu gün karşı karşıya olduğu en büyük kötülüklerden biri, çıkarcı sermaye gruplarının demokrasi üzerindeki kontrolüdür… Çoğunluğun kisvesine bürünmüş bir azınlık hükümeti…”  


© İslami Analiz