Bize Niçin Yalan Söylediler? Filistin’e Üzülürken İran Karşıtı Kampanya Yürütmenin 3 Sebebi
Konuya girmeden önce müsaadenizle biraz hazırlık yapmak istiyorum:
ABD Savunma Bakanlığı açıklama yapmış: “İran’ı, 2003'te Irak'a düzenlenen operasyonların iki katı büyüklüğünde vuruyoruz. ”
Irak’ı örnek vermesinin bir sebebi var sanırım; Irak, dünya tarihinde en ağır şekilde bombardımana tutulan ülkeymiş. (2 Ekim sonrası Gazze’ye kadar.)
- İsrail ve ABD, 28 Şubat operasyonuna bir kız ilkokulunu ve iki hastaneyi vurarak başladılar ki, bu bir VAHŞET gösterisi idi. Hiçbir kural ve sınır tanımayacaklarını bütün dünyaya ilan ediyorlardı.
Malumunuz Naomi Klein, “Şok Doktrini” eserinde, toplumların korku, dehşet ve çaresizlik hissi ile teslim alınma projesini “Şok Doktrini” olarak tanımlıyor ve daha önce Irak ve Güney Amerika ülkelerinde uygulandığını iddia ediyordu.
- Sonrasında da Hamaney dâhil 48 ÜST düzey İranlı görevliyi “elimine”(?) ettiklerini duyurdular.
- Hazirandaki 12 gün savaşlarında İran'ın, -Hamaney hariç- neredeyse TÜM üst kadrosunu ve 600’den fazla insanı öldürmüşlerdi. (Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’de öldürülenler hariç)
- İlk 13 günde öldürülen İranlı sayısı neredeyse tamamı sivil -İran Kızılay'ına göre- İran’da 1400'ü, Lübnan’da 800’ü geçti.
- İsrail hükumeti, bombardıman uçaklarının ilk 12 günde İran’da 7100 Lübnan’da 1100 noktaya saldırıda bulunduğunu duyurdu .
- ABD savaş uçakları İran'ın Başkanlık Sarayını, 50’den fazla gemisini, TV ve Radyo komplekslerini, petrol rafinerilerini, fabrikalarını, bankalarını, limanlarını, sanayi tesislerini, nükleer santrallerine kadar BOŞ KAMYONLAR dâhil her şeyi vurdu. Ki hedef gözetmeksizin tespit ettikleri her tırı vururken “sivil” tırların birinde bir Türk şoförünü de öldürdüler .
Sonunda pedofil Trump “İran’da vurulabilecek her şeyi vurduk” açıklamasını bile yaptı .
ABD’nin ise insan sayısı olarak olmasa bile güç, egemenlik ve prestij olarak kayıpları çok daha fazlaydı. (Tabi bize göre.)
- Orta Dünyadaki tüm üsleri vuruldu. (Türkiye ve Azerbaycan hariç). Öyle ki ABD, bombardıman uçaklarını indirebilmek için Romanya ve Almanya’daki üsleri kullanmak zorunda kaldı.
- Orta dünyadan neredeyse tüm silahlı unsurlarını çekmek zorunda kaldı .
- 50 yıldır koruma bahanesi ile –af edersiniz- inek gibi sağdığı petrol zengini Arap Devletlerini koruyamadığı, hatta korumadığı ortaya çıktı.
- Orta Dünya’daki tüm müttefikleri onun yüzünden ağır hasar aldı; petrol tesisleri, nakliye hatları, hava limanları vuruldu. Sanayileri çökme aşamasına geldi. Birçok zenginlikle şımarmış şehir, ölü şehirlere dönüştü.
- İran Hürmüz boğazını kapattı ve DOLAR üzerinden petrol alışverişini bitirdi. Boğazdan sadece Çin YUAN’ı veya Rus Rublesi ile iş gören gemilerin geçmesi, ekonomisi tamamen DOLARIN hâkimiyetine bağımlı olan Amerika’nın can damarını kesmeye yönelik hamleye dönüştü.
- İsrail’in Hayfa ve Tel Aviv kentlerine yapılan saldırılar engellenemeyince İsrail’in nefes borusu Hayfa Limanı, Tel Aviv Uçak limanı, sanayi tesisleri ağır şekilde vuruldu.
- Hizbullah’ın devreye girmesi ile İsrail’in güneyindeki ellinin üzerindeki köy, kasaba ve şehirde yaşayan 400 Bin İsrailli göçmen pozisyonuna düşerek Tel Aviv’e göç etmek zorunda kaldı.
- ABD’nin çok güvendiği uçak gemilerinin ağır hasarlarla bölgeden kaçışları dünya medyasında alay konusu oldu.
- İsrail’in dokunulmazlığı bitti. ABD baskısı ile Rusya’dan, yine ABD’nin savaşları nedeniyle İran ve Arap ülkelerinden petrol alamayan Avrupa ülkeleri ardı ardına İran lehine, İsrail aleyhine pozisyon almaya başlayarak hem Trump ‘ı hem Nedenyahu’yu büyük bir açmaza doğru itmeye başladılar.
- Norveç, İsveç, Finlandiya, Danimarka ve İzlanda Nedenyahu’nun hava sahalarına girmesi durumunda tutuklanacağını duyururken; Hollanda ve İzlanda İsrail’in yargılandığı soykırım davasına FİLİSTİN taraflısı olarak müdahil olma kararı aldı . İspanya’nın, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarında topraklarını kullanmasına izin vermemesi ABD’nin İspanyol üslerinden tamamen çekilmesi ile neticelendi.
- Papa’nın Vatikan Gazetesi bile ABD’nin İran’da vurduğu kız ilkokulunun haberini tam sayfa vererek net tavır aldı.
Hani bu savaş ÇATA PAT savaşıydı?
Kah kah kah, kih kih kih ti!
Bizi kandıramazlardı?
Hani İran, ABD ve İsrail’le beraber çalışıyordu?
Hani aslında İsrail'le İran kanka idi ve birbirlerini meşrulaştırıyorlardı?
Hani İran asla gâvurla savaşmazdı?
Bilinen Türk tarihinin 3000 senesinde toplam öldürülen Türk lider sayısından fazlasını geçtiğimiz haziran ayında İran’ın bir tek seferde kurban verdiğinin farkında mısınız?
Niçin bize “İsrail ile İran’ın aslında karşılıklı ROL yaptıkları” YALAN’ını yıllarca işlediler, anlattılar, tarif ettiler, bin sefer tekrarlayarak kabul ettirdiler?
Bu “propagandadan” ne fayda umuyorlar?
Bu soruya cevap aramadan önce müsaadenizle bu propagandanın üzerine oturtulduğu ana “Propaganda” cümlelerine dair birkaç kelime etmek istiyorum.
Her şeyden önce akılda tutulmalıdır ki, Türkiye-İran ilişkileri özellikle Cumhuriyet döneminde çok yakın ve dostanedir. Hatta o dönemde İran-Tunus-Türkiye arasında ilan edilmemiş bir ittifaktan bile söz edilebilirdi. Her iki ülkede 1946’dan sonra İngiliz hâkimiyetinden ABD egemenliğine geçmiş, BATILI olmayan çalışan, kendi halklarına, dinlerine ve geleneklerine karşı pozisyon almış ülkelerdir.
Bu dönemde kimsenin aklına ne İran’ın Şiiliği ne de Türkiye’nin Sünniliği gelir. Tıpkı şimdinin Türkiye ve Azerbaycan’ı gibidir araları. Türkiye’nin Sünniliğinin, İran’ın Şiiliğinin keşfi 1979’daki İran İslam Devriminden, İran’ın ABD’yi ülkesinden kovmasından, petrolünü millileştirmesinden ve Amerikan üslerini kapatmasından sonra yapılmıştır. Ülkesini Amerikan üslerine açmaya ve Batılılaşma yolunda “kararlılıkla” ilerlemeye azimli olan Türkiye Cumhuriyeti İran devriminin kendi topraklarına da yansımasından ve sömürgecilik karşıtı/antiemperyalist hareketlerin Türkiye’yi Amerikan boyunduruğundan koparmasından oldukça endişelenmiş ve İran’a karşı yoğun bir propaganda çalışmasına girişmiştir.
Kanaatime göre bu propagandanın merkezine üç slogan yerleştirilmiştir:
1- “Onlar Şii, biz Sünniyiz”
Buradaki Sünniliğin Hazreti Peygamberin sünnetine tabi olmakla ilgisi yoktur. -Allah kendilerinden razı olsun- Afganilerin beş santim yukarda kesilmiş paçalarından, başlarındaki sarığa, kanuni düzenlemelerinden toplumsal yaptırımlarına kadar her alana sirayet eden Ehl-i Sünnet ciddiyeti onların ehlisünnet anlayışına sirayet etmez.
Bu Ehl-i Sünnetçiliği kapsamı, “İran........
