Süleymancılara Operasyon: Din Maskesi ve Güç Oyunları
Fransız Aydınlanması üzerine hazırladığımız yazı dizisini bir süreliğine güncel bir olayla kesiyoruz.
Çünkü Türkiye’de yaşanan gelişme, o yazı dizisinin temel sorularından birini yeniden gündeme getiriyor:
Cemaatler ile devlet arasındaki sınır nerede başlamalı ve nerede bitmeli?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Süleymancılar yapılanmasına yönelik operasyonu, bu soru ışığında, yalnızca bir adli soruşturma değildir.
17 ilde düzenlenen operasyonda, aralarında cemaatin lideri olarak bilinen Alihan Kuriş’in de bulunduğu 49 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. 33 şirkete yönelik işlem yapıldı. Soruşturma kapsamında 100 milyar TL’yi aşan para hareketlerinin de mercek altına alındığı bildirildi.
Bu veriler henüz mahkeme kararıyla kesinleşmiş bir suç anlamına gelmiyor.
Ama bir gerçek ortada:
Karşımızda sadece dini faaliyet yürüten bir cemaatten çok farklı bir yapı duruyor.
Süleymancıların Türkiye sınırlarını aşan büyük bir ağ kurduğu ortada.
Almanya yapılanması bunun en bariz örneğidir.
Burada faaliyet gösteren VIKZ, yani Verband der Islamischen Kulturzentren (İslam Kültür Merkezleri Birliği), yüzlerce cami ve eğitim kurumu etrafında örgütlenmiş geniş bir yapıya sahip.
Köln’de yaklaşık 12.600 metrekarelik, maliyeti 70 milyon avroya ulaşan dev bir merkez bulunuyor. Merkezin içinde ibadethane, dini eğitim alanları, yurt, idari bölümler ve çeşitli sosyal alanlar yer alıyor.
Bu ölçekte bir yatırım, sıradan bir ibadethane faaliyetinin çok ötesine geçen bir kurumsal kapasitenin işidir.
Aynı ağ Fransa’da da büyüyor.
Süleymancıların Fransa’daki varlığı Almanya kadar görünür olmasa da, Paris başta olmak üzere büyük kentlerde, dernekler, camiler, Kur’an kursları ve öğrenci yurtları sayesinde giderek büyüyen bir yapılanma görülüyor.
Dolayısıyla karşımızdaki yapı için “ahtapot” benzetmesi uygundur:Bir gövde, farklı ülkelere uzanan çok sayıda kol.
Yurtlar, dernekler, eğitim kurumları, şirketler, ekonomik kaynaklar ve siyasi ilişkiler…
İşte asıl çelişki burada.
Kendisini dini bir hareket olarak tanımlayan bir yapı neden bu kadar büyük ekonomik, siyasi ve uluslararası bir organizasyona ihtiyaç duysun?
Dini bir yapı devlet içinde kadrolaşmayı, siyasi güç oluşturmayı veya devlet kurumları üzerinde nüfuz kurmayı amaçlıyorsa, artık yalnızca dini bir yapıdan söz edebilir miyiz?
FETÖ’nün bıraktığı ders
Türkiye bu soru (VE SORUN) ile ilk kez karşılaşmıyor.
FETÖ’nün yıllar boyunca dini bir hareket görüntüsü altında eğitim, medya, finans, bürokrasi, emniyet ve ordu içinde örgütlenmesi ve sonunda devlete karşı silahlı kalkışmaya kadar........
