Bir Kültürün Hafızası: Prof. Dr. Saim Sakaoğlu
Milletlerin ömrü, elbette fertlerin ömründen uzundur. Fakat milletlerin devamlılığını sağlayan, orduları veya devlet teşkilâtları değildir. Bir milleti asırlar boyunca ayakta tutan, müşterek şuuru ve ortak kültür birikimidir. Bu birikim bazen bir destanın gür sesinde yankılanır; bazen bir ninenin anlattığı masalda çocukların hayal dünyasına karışır. Kimi zaman bir ağıtta acıya dönüşür, kimi zaman bir türkünün ezgisinde hasret olur, kimi zaman da bir âşığın sazında milletin vicdanı olarak dile gelir. İşte halk kültürü dediğimiz büyük hazine, geçmişle gelecek arasında kurulan görünmez köprünün adıdır.
Bu sebeple halk kültürü, folklor başlığı altında incelenen sıradan bir araştırma alanı değildir. O, bir milletin kendisini tanımasının, geçmişini anlamasının ve geleceğini kurmasının en sağlam dayanaklarından biridir. Yazılı tarih çoğu zaman devletlerin ve hükümdarların hikâyesini anlatır; halk kültürü ise toplumun ruhunu dile getirir. Birinde fermanlar, antlaşmalar ve savaşlar vardır; diğerinde sevinçler, acılar, inançlar, umutlar ve ortak hayat tecrübeleri...
Türk milleti, binlerce yıllık tarih yolculuğu boyunca çok geniş bir coğrafyada yaşamış; farklı iklimler, medeniyetler ve siyasî şartlar içinde varlığını sürdürmüştür. Onu ayakta tutan esas güç ise müşterek kültürüdür. Altaylardan Anadolu'ya, Kafkaslardan Rumeli'ye uzanan bu büyük yürüyüşte destanlar değişmiş, türküler çeşitlenmiş, masallar yeni renkler kazanmış; fakat milletin ruhu değişmemiştir. Çünkü kültür, zamanın önünde yürüyen görünmez bir kervandır.
Ne var ki kültür de kendi hâline bırakıldığında yavaş yavaş silinir. Söylenmeyen türkü susar, anlatılmayan masal kaybolur, yazıya geçirilmeyen destan unutulur. İşte bu yüzden her milletin, kültürünü koruyan ve geleceğe taşıyan ilim ve fikir adamlarına ihtiyacı vardır. Onlar, araştırmacı olmanın ötesinde, millî birikimin emanetçileridir.
Türk halk biliminin son yüz elli yıllık serüveni, böylesine fedakâr ilim insanlarının omuzlarında........
