Deniz’i salın
Pek çok cezaevi ziyareti yaptım bugüne kadar, çoğu mesleki nedenle değil. Avukat kimliğimin verdiği serbestlikten yararlanmanın “lüksü” ve ayrıcalığıyla hapse düşmüş dostlarımı, siyasetçi ve gazetecileri, bir masanın ayırdığı (aslında ayıramadığı) mesafeden görmek, sohbet etmek ve sarılmak içindi…
Bu sefer hiç bilmediğim ve namı hepsinden kötü bir cezaevine doğru yol alırken, şoför koltuğundaki yol arkadaşım, ziyarete gittiğimiz mahpusu çok merak ediyor. “Lütfen sorun ona Sevda Hanım, deli mi? İnsan tutuklanmak için yurtdışından gelir mi?” diyor.
Çok kısa sürede milyonların tanıdığı, hakkında konuştuğu, bıyıklı, incecik, acayip güzel gülümsemesiyle televizyon ekranlarında sıkça görünen gencecik bir adamı göreceğim. Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na varınca, dışardan bildiğim cezaevleri gibi görünüyor.
Dış kapıdan ilgili bölüme yönlendiriliyorum ve içeri varınca kimliğimi verip ziyarete geldiğim tutuklunun adını söylüyorum: İmran Deniz Göktaş.
Karşımdaki memur tebessüm ediyor, tanıdığı belli.
“Çok ziyaretçisi oluyor” diyor. “Bugün de epey gelen oldu.”
“Ne güzel sıkılmaya vakti olmuyordur” diyorum, “Kafasını dinlemeye vakti kalmıyorsa o fena” diye ekliyorum.
Kayıt ve göz taramasından sonra çok sakin bir koridordan geçip camekanla ayrılmış avukat görüş odalarının en sonunda arkası dönük oturan Deniz’i görüyorum. Hava çok sıcak ve infaz koruma memuru sebili gösterip “su alabilirsiniz avukat hanım” diyor.
Plastik bardağa su doldururken Deniz’in de susamış olabileceği aklıma geliyor. Ona da bir tane dolduruyorum. İki elimde su dolu bardaklarla içeri giriyorum. Ayakta karşılıyor beni, tanışmıyoruz. Ben onu tanıyorum tabi çoğunuz gibi. Bizim bir de onun bilmediği başka bir tanışıklığımız var. Oğlumun bebeklik arkadaşı ile yakın arkadaş ve benim oğlanla da tanışmışlar kısa bir süre önce son gösterisinde.
İzin isteyerek sarılıyorum, “Buraya geldiğimi bilen, öğrenen herkes için” diyorum. “O kadar çok merak edilen soru, selam ve dayanışma mesajı var ki üzerimde, dilek ağacı gibiyim” diyorum. Kahkahayla gülüyor, “çok zeki bir komedyenle nasıl konuşacağım” gerginliğimi bir çırpıda atıyorum üzerimden.
“Hepsini boşver önce nasılsın?” diyorum. İçtenlikle cevaplıyor:
“İyiyim sahiden iyiyim, keyfim de yerinde. Bana ait küçük bir avlu var ve akşam altıya kadar açık. Kapıyı açık........
