Sınır kapılarının kilitleri cihadistlerde mi olacak?
Sınır, bütün dünya dillerinde aşağı yukarı aynı anlama gelir; Türkçe ve Kürtçe, sınıra serhat denir. Başka dillerde sınır komşu, sınırdaş, sırdaştır. Arapçada ise sınır, hudut anlamındadır; hudut, hadden geliyor: Haddini bildirmek, haddini bilmek.
Şu an Suriye sınırı boyunca Kürtlerle sırdaşlık, sınırdaşlık ve komşuluk ilişkisi kurulmuyor, şu an Kürtlere had bildiriliyor ve bu had, kardeşleri tarafından bildiriliyor… Kürtler seküler bir toplumdur ve sınırın evrensel yanını tutuyorlar; komşuluk, sırdaşlık üzerinden kendilerini tarif ediyorlar. Karşıt güçler, selefistler had üzerinden yola çıkıyor; had, uslandırmak, yola getirmek ve cezalandırmaktır. Kürtler sınırlarını biliyor, sırdaş ve komşuluk ilişkisinde kimse onlarla yarışacak düzeyde değildir; sınır, Kürtlerde kendilik algısıdır, kendisi olmaktır, özne olarak varlığını sürdürmektir; duygusal ve düşünsel sorumluluğu paylaşabilme kabiliyetidir. Bu net olmaktır. Had ise sınırı zorlar, komşuluğu, sırdaşlığı bitirir; iki de bir had bildiren bir kimse bencil ihtiyaçları için bütün sırları, bütün iyi komşuluk ilişkilerini bir kenara atar; bazen kibirli, bazen katil bile olur, öfkesi bilincidir, bilinci öfkesidir; eni sonu tükenir, tüketir; çünkü varlığını, karşısındakinin ihlali üzerine kurmuştur; bencildir, sevgiyi bilmez, saygısı yoktur. Kürtler, güvenlik içinde yaşamak ister; güvenlik uygarlıktır, burada yakınlıklar derinleşir, yüzeysellik diye bir şey kalmaz. Kürtlere şimdi, şu an yapılan şiddetin de ötesindedir; iki insanın kavgası şiddettir, iki insanın bir olması ve bir kişiyi dövmesi bencilliktir, lükstür; şimdi Suriye’de Kürtlere yapılan budur, ölüm bile aşağılanmaktadır, ölüye saygı diye bir şey kalmamıştır; katilin intikam hırsı bile onlarda hiçleşiyor, sırıtma halindeler ve bu halleriyle yalnız Kürtlere değil, insanlığa da acı veriyorlardır.
Türkiye’nin en uzun sınırı Suriye’yledir, toplam 911 km’dir ve bunun 700 km’lik kısmı mayınlıdır. Sürekli mayınların söküleceği ifade edilmiştir, ama bugüne kadar atılmış tek bir adım bile söz konusu değildir. Bulgaristan ile Türkiye; Türkiye ile Ermenistan (kısmen- 3’te 1) arasındaki mayınlı bölge temizlenirken, Suriye sınırı hala mayınlıdır: Barıştan sonra, barışı tanımayan tek güç mayındır sözü her fırsatta beni/ bizi can evimden yoklar. Bunun acısını da çok çekmişimdir. Urfa sınırında üçayaklı köpeklere, tek ayaklı adamlara çok rastladım, hepsi mayın kurbanıydılar. Kaçakçılar, âşıklar ve mahkûm gezenler bu sınırı aşmak zorundaydılar; belleğimde bunlarla ilgili onlarca şarkı, şiir ve hikâye vardır. Ağzında sinekler uçuşan genç adamların tel örgülere yapışmış cesetlerini anlatmanın sırası değildir. Bana iyi gelen tek şey belki de nenemin anlattığı Anter hikâyesidir, şimdi bu hikâye Yol filmi üzerinden dünyaya yayılmıştır: Hikâyenin kahramanı öküzü keser, derisine saklanır, fırtına diner, evine döner…
Türkiye- Suriye sınırının çizilmesinden sonra birçok aile ve aşiret bölünmüş, sınırdan geçen demiryolu ve mayınlı arazi akrabaların birbirine gidip gitmesini engellemiştir. Aileler ancak bayramlarda birbirlerini teller arasında görebilmiş, tellerden atılan yiyecek ve giyeceklerle bayramlarını kutlayabilmişlerdir. Tellerden atılan hediyeler de askeri izine bağlıdır. Bayram da sevinç, yerini acıya bırakır; tarihe ve edebiyata girsem buradan çıkmam imkânsızdır, özetle sınır, sınır değildir, işleyen bir haddi hep… Beni rahatlatansa, ulusları birbirinden ayıran teller değil, kültürlerdir fikridir… Şimdi Türkiye sınır üzerinden bir sınavdadır, hangi kültürü, hangi tarihi kendine seçecektir; Kürtlerin sorunu, sorusu budur, bu soru aynı zamanda Türkleredir; HTŞ komşunuz, sırdaş ve sınırdaşınız mı olacaktır?
II
Arap Baharı ve sonrasında IŞİD, sınırı kevgire dönüştürdü; Aralık........
