Saat: 12:00’de donan zaman
Kadir Doğruer’in bu karikatürü, ilk bakışta basit bir görsel oyun gibi görünür: Eski tarz, zarif bir duvar saati ve kadranda tekrar eden alışılmadık bir sayı. Ancak karikatürün gerçek gücü tam da bu sadeliğin içinde saklıdır. Doğruer, tek bir nesne üzerinden yalnızca zamanı değil; insanın zamanla kurduğu karmaşık ilişkiyi, bekleyişi, tekrarları ve değişememe hâlini görünür kılar.
Karikatür sanatının en etkili özelliklerinden biri, uzun açıklamalar gerektiren düşünceleri tek bir imgeye yoğunlaştırabilmesidir. Doğruer’in saat imgesi de böyle bir yoğunlaşmanın örneğidir. Burada saat artık zamanı ölçen sıradan bir araç değildir; kendi anlamını kaybetmiş, fakat dış görünüşünü koruyan bir varoluş nesnesine dönüşmüştür.
Saatin zarif çerçevesi, eski dönemleri hatırlatan süslemeleri ve nostaljik görünümü ilk anda güven veren bir estetik oluşturur. Fakat bu huzur kısa sürer. Çünkü kadrana bakıldığında olağan dışı bir durum fark edilir: Saatin klasik rakamlarının yerinde yalnızca “60” vardır. On iki konumun tamamı aynı sayıyla doldurulmuştur. Akrep ve yelkovan ise tam olarak 12:00 hizasında birleşmiştir.
İşte karikatürün asıl kırılma noktası burada ortaya çıkar. Karşımızdaki şey artık zamanı gösteren bir saat değildir; zaman fikrinin bozulmuş bir görüntüsüdür.
Normalde saat hareketi, değişimi ve ilerlemeyi temsil eder. Fakat Doğruer’in çizdiği saatte hareket ile anlam birbirinden ayrılmıştır. Mekanizma varlığını sürdürür gibidir, fakat zaman ilerlememektedir. Saat vardır, fakat gelecek yoktur. Hareket vardır, fakat dönüşüm yoktur.
Bu küçük görsel müdahale, karikatürün bütün düşünsel yükünü taşır. Çizer, alışılmış bir nesneyi küçük bir kırılmayla yabancılaştırır, izleyiciyi saate değil, zamanın kendisine bakmaya zorlar.
Bu nedenle karikatür klasik anlamda yalnızca güldüren / düşündüren bir eser değildir. Mizah burada kahkahadan çok bir fark etme biçimine dönüşür. İzleyici önce tuhaflığı görür, ardından bu tuhaflığın altında duran daha büyük soruyla karşılaşır: Eğer zaman ilerlemiyorsa, insan gerçekten yaşıyor mudur; yoksa yalnızca aynı anın içinde tekrar mı etmektedir?
Bu saat, psikolojik açıdan bakıldığında takılı kalmış bir bilincin portresidir. Travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ve kronik kaygı durumlarında insanın zaman deneyimi değişebilir. Dışarıdan bakıldığında kişi hayatını sürdürür; çalışır, konuşur, günlük sorumluluklarını yerine getirir. Fakat iç dünyasında belirli bir an donmuş olabilir. Aynı korku, aynı kayıp, aynı pişmanlık veya aynı çaresizlik tekrar tekrar yaşanır. İnsan takvimde ilerlerken ruhunda geçmişte kalabilir.
Karikatürdeki “60”lar tam olarak bu psikolojik döngünün sembolüdür. Her dakika aynı dakikadır. Her dönüş aynı noktaya çıkar. Zaman hareket ediyor gibi görünür, fakat hiçbir deneyim yeni bir anlama dönüşmez.
Freud’un bilinçdışına ilişkin yaklaşımı burada güçlü bir yankı bulur. Çözülmemiş çatışmalar yalnızca geçmişte kalmaz; bilinçdışı tarafından yeniden sahneye konabilir. İnsan farkına varmadığı yaralarını tekrar tekrar üretir. Bu nedenle bazı insanlar yıllarca değişmeyen ilişkilerde, anlamsız rutinlerde veya eski acıların içinde kalabilir.
Sorun yalnızca geçmişin yaşanmış olması değildir. Asıl sorun, geçmişin hâlâ şimdiki zamanda yaşamasıdır.
Karikatürdeki saat tam olarak bunu gösterir: Geçmiş geçmemiştir; sadece aynı biçimde yeniden başlamaktadır.
Karikatürdeki saat, felsefi açıdan bakıldığında Henri Bergson’un zaman anlayışıyla güçlü bir karşıtlık oluşturur. Bergson’a göre saatlerin ölçtüğü zaman ile insanın gerçekten yaşadığı zaman aynı şey değildir.
Mekanik saat zamanı parçalara böler: Saniyeler, dakikalar, saatler… Bu zaman niceliksel, ölçülebilir ve dışsaldır. Fakat insanın iç dünyasında deneyimlediği zaman böyle değildir. Bir dakika bazen sonsuz gibi gelebilir, yıllar ise tek bir anı içinde yeniden yaşanabilir. Çünkü insan zamanı yalnızca ölçmez; onu hisseder, hatırlar ve anlamlandırır.
Bergson’un “yaşanmış süre” kavramıyla bakıldığında, Doğruer’in saati gerçek zamanın yokluğunu gösterir. Bu saat yalnızca dakikaları sayar; fakat hiçbir deneyim yaratmaz. İçinde hafıza yoktur, dönüşüm yoktur, oluş yoktur. Karikatürün trajedisi tam da burada ortaya çıkar: İnsan zamanı ölçmek için bir saat icat etmiş, sonra kendi varoluşunu o mekanik düzenin içine hapsetmiştir. Saat ilerliyor gibi görünür, fakat hayat ilerlememektedir.
Nietzsche’nin ebedi dönüş düşüncesi, bu saatin görüntüsünde ürpertici bir biçimde somutlaşır. Nietzsche’nin sorduğu temel soru şudur: Eğer hayatındaki her anı, her acıyı, her mutluluğu ve her seçimi sonsuza kadar tekrar yaşamak zorunda olsaydın, yine de bu hayata “evet” diyebilir miydin?
Karikatürdeki saat bu soruyu görsel bir biçime dönüştürür. Akrep ve yelkovan 12:00’da donmuş, bütün rakamların yerini ise aynı sayı almıştır: “60”. Aynı dakika, aynı nokta, aynı tekrar.
Bu görüntü, ebedi dönüşün olumlayıcı yönünden çok karanlık ihtimalini gösterir: Dönüşüm yaratmayan, yalnızca tekrar eden bir varoluş. Saat bize şunu sorar: “Bu anın sonsuza kadar süreceğini bilerek yine de ona evet diyebilir misin?”
İnsan çoğu zaman bu sorunun cevabından kaçmak ister. Çünkü gerçek kabul, yalnızca geçmişle değil, kendi yaşam........
