menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Murat Belge’nin Oğuz Atay kitabına zeyl

46 0
16.03.2026

Oğuz Atay, Türkiye’de geniş bir okur kitlesi tarafından sevilen ve modern Türk romanının önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen bir yazardır. Murat Belge’nin Bir Dönüm Noktası Olarak Tutunamayanlar ve Oğuz Atay (2026) adlı kitabına göre Atay, Türkiye’de romanın anlatım imkânlarını genişleten bir yazardır; Tutunamayanlar yalnızca yeni bir hikâye anlatmaz, romanın biçimini de dönüştürür. Romanın parçalı yapısı, farklı anlatım tekniklerinin iç içe geçmesi ve parodinin yoğun kullanımı Belge’ye göre Türk romanında yeni bir estetik eşik oluşturur. Belge ayrıca Atay’ın diline özel bir önem atfeder. Bu dil hem ciddi hem de alaycıdır; bürokratik söylemi ve edebî klişeleri parodiye dönüştürür. Kitap boyunca Belge, özellikle modern bireyin yaşadığı varoluşsal krize dikkat çeker. Ben ise bu tartışmayı birey ve kriz kavramlarından hareketle ideoloji, modernleşme ve sınıf ilişkileri bağlamında yeniden düşünmek istiyorum.

Atay hakkında kişisel bir not da düşmek isterim. Kendi adıma, herkes gibi ben de Atay’ı çok severim; kitaplarının ve hakkında yazılanların küçük bir koleksiyonunu yaptığımı söylersem abartmış olmam. Bununla birlikte, kendi sevgim dâhil, Atay’a yönelik hayranlığın zaman zaman abartılı olduğunu da düşünürüm. Daha açık ifadeyle romanlarını yer yer sorunlu, buna karşılık güncelerini ise neredeyse kusursuz bulurum. Örneğin Tutunamayanlar’da  bir yüz elli sayfasının metne belirgin bir ağırlık verdiğini düşünürüm. Bir Bilim Adamının Romanı ise birçok haklı gerekçeyle yazılmış olsa da, roman olarak beni ikna eden bir eser değildir. Bu nedenle Atay’a yönelik bu mesafeyi koruyarak, aşağıda bazı nedenler sıralamak istiyorum.

Atay, Mustafa İnan’ı anlatırken yalnızca bireysel bir bilim insanı portresi çizmiyor; aynı zamanda Türkiye’nin modernleşme ideolojisini ve toplumsal yapıdaki sınıfsal dinamikleri de dolaylı olarak gösteriyor. Bu bana göre burjuva, milletçi Kemalist ideallerle bilimsel üretimin toplumsal işlevi arasında bir gerilim alanıdır. Atay, bu gerilime girmiyor. İnan, çağdaşlaşma hedefleri doğrultusunda bilimi ve eğitimi toplumsal kalkınma için bir araç olarak görüyor ve öğrencilerini de teknik bilgiyle donatmakla kalmıyor, onları ulusal kalkınmayı destekleyecek bir bilinçle yetiştirmeye çalışıyor.

Bu yaklaşım, Atay’da egemen sınıfların ideolojik projeleriyle eklemlenen bir aydın tipinin inşasına işaret eder. Kafka ve Joyce bilen bir figürün varlığı, bu tipin tarihsel ve sınıfsal konumunda bir dönüşüm yaratmaya yetmez; Tutunamayanlar’ın keskin zekâsıyla kurulan mesafe, ideolojik bir kopuş üretmekten ziyade ironik bir jest olarak kalır. İnan’ın altyapı projelerine yaptığı katkılar da yalnızca teknik bir başarı olarak kavranamaz; söz konusu projeler, kapitalist üretim ilişkilerinin yeniden üretimi ve ulusal burjuvazinin kalkınma stratejisinin maddi koşullarının kurulması bağlamında anlam kazanır. Atay’ın İnan’ı fedakârlığı ve kişisel çıkarlarını geri plana itmesi üzerinden idealleştirmesi, öznenin ideolojik olarak kurulma biçimini görünür kılar: bireysel bir erdem anlatısı olarak sunulan bu fedakârlık, gerçekte devletin ve ulusal üretim güçlerinin gereksinimlerine hizmet eden bir işleve tekabül eder. Böylece bilimsel ve teknik bilgi, toplumsal eşitsizlikleri sorgulayan bir eleştirel pratik olmaktan ziyade, özneyi belirli bir ideolojik konuma çağıran ve egemen üretim ilişkilerinin yeniden üretimini güvence altına alan bir aygıtın parçası olarak işler.

Atay, İnan’ı çalışma disiplini, laikliği ve çağdaş değerlere bağlılığı üzerinden, Cumhuriyet ideallerinin bir taşıyıcısı olarak resmediyor. Oysa bu, bireysel bilim insanının toplumsal üst yapıyla ekonomik altyapının gereksinimlerine göre şekillendiği bir ideolojik model olmalıdır. Kaldı ki İnan’ın bilimsel uğraşıları, yalnızca bilgi üretimi için değildir, aynı zamanda ulusal kalkınma projesi ve toplumsal denetim mekanizmalarının hizmetinde gerçekleşir. Bir Bilim Adamının Romanı bilimsel üretimle devlet ideolojisinin, bireysel idealizmle toplumsal işlevin kesiştiği bir yapı (Weber’in rasyonel otorite kavramıyla birlikte düşünmek gerek) olarak okunabilir. İnan, bireysel erdemleri, fedakârlığı, idealist tutumuyla öne çıkarken, roman aynı zamanda Cumhuriyet’in egemen ideolojisinin ve ulusal kalkınma hedeflerinin somut bir temsilcisi olarak da işlev görür. Edebiyat olarak bunun karşılığı Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ziya Gökalp, siyasal olarak Mustafa Kemal burada dikkat çeker: Devlet eliyle kalkınma, sanayileşme ve eğitim reformları, Gökalp’in toplumsal idealizm ve milli devlet yaklaşımıyla da paraleldir bu.  Atay, böylece bilim insanını hem bireysel bir kahraman hem toplumsal ve ideolojik bir işlevle ilişkilendiren........

© İlke TV