Beklenti siyaseti, halk ve lakırtı
Beklenti, insanın gelecekle kurduğu bir ilişkidir; yalnızca bireysel bir duygu değil, aynı zamanda ontolojik bir durumdur. Belirsizlik altında en olası olana yöneliriz; bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise bilinmez. Beklenti karşılanmadığında hayal kırıklığına, karşılandığında ise tatmine yol açar. İnsan, geçmiş deneyimleri, hayal gücü ve başkalarının sözleri üzerinden beklenti üretir. Bu nedenle beklenti salt psikolojik değil, aynı zamanda felsefi ve politik bir olgudur. Beklentinin karşılık bulabilmesi için söz düzeyinde kalmayıp somutlaşması gerekir.
Lakırtıyı da anmam gerekir: Gerçekleşmemiş olay, olasılıklar üzerinden verilen söz, işaret veya söylemdir; doğası gereği dışsaldır, manipüle eder, etki alanı geniştir, beklenti yaratır, bir yanda umut, diğer yandan belirsizlik üretir. Böylece politik bir silah, toplumsal mühendislik aracı olur. Siyasette artık yalnızca karar alma sanatı değil, zamansallığı ve beklentiyi yönetme biçimidir. İktidar, geleceği vaat etmekle kalmaz, geleceğin nasıl bekleneceğini belirlemekle hükmeder. Lakırtı, sürecin aracı olur: Toplumu hem umutlandırır hem belirsiz bırakır; ne tam tatmin ne tam hayal kırıklığı vardır; askıda toplum; bu, siyasetin görünmez ama etkili kontrol biçimidir.
(Lakırtı ve beklenti üretenlerin bilmesi gereken bir şey vardır; karşılarındaki toplum, kişi ya da kurumlar Stoacıdır…)
Stoacılık bireyi özgürleştirir, lakırtı ve hegemonya toplumu askıda tutar. Siyaset, bu ikisi arasındaki farkı belirler. En sonunda belirleyici olan şudur: Gelecek, gerçekleştiği için değil, nasıl beklendiği için anlam kazanır.
Meseleyi şahsileştirip yağmuru elekten geçirebiliriz artık…
Beklenti daha çok bir kavramdır, bir okul ya da bir disiplin değildir; kavramın epistemolojisi etik, varoluşçuluk, stoacılık ve fenomenoloji gibi alanlarda ele alınır, tartışılır; geleceğe dönük inançlar, umutlar, hayal kırıklıkları beklenti üzerinden tarif edilir.
Epistemolojide beklenti, belirsiz koşullar altında en muhtemel görülendir; burası geleceğe olan inançtır; inanç olduğu için gerçekçi olabilir de olmayabilir de…
Karşılanmazsa hayal kırıklığı, karşılandığında sürprizdir…
Beklenti kültürel altyapımızda vardır ve bu yapı geçmiş yaşantılarımız ve hayal gücümüzle şekillenir ve sorudan çok sorunla ilgilidir, sorunun merkezinde başkasının sözleri, davranışları ve bu söz ve davranışların bizim üzerimizdeki etkisi söz konusudur.
Her şey istediğimiz gibi olsun diye beklenti salar ruhumuz, sözlerimiz bunun aracı olur, karşıdaki inanır. İnanç uzun sürmez ama: Kontrol mü ediliyoruz yoksa bu biri sahiden bize bir beklenti mi veriyor… Sıkışıp kalmışızdır.
Stoacılar akıllı kimselerdi; Kürtler, Stoacı olmalıdır. Stoacılarda negatif görselleştirme vardı; bu şu demektir: En kötü senaryoyu önceden düşünerek beklentiyi dengelemek, böylece hayal kırıklığına karşı direnç kazanmak. Buradan çok şey elde ettiler, dıştan ve dışın dayattığı kimi koşullardan bağımsız bir iç huzur ördüler, sarsılmaz bir duygusal direnç ve erdemli bir yaşamı hayal ettiler; kendi düşüncelerine, kendi eylemlerine odaklandılar, maddi olmasa da........
