Türkiye’nin ‘Dünya Barış Günü’
1 Eylül’ün ardından olan biteni yorumlamak daha uygun olurdu. Bir gün daha bekleyerek katılımın kitleselliği, öne çıkan mesajlar ve önceki yıllarla kıyaslayan değerlendirmeler yapılabilirdi. Ama bu yıl 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün barış ve demokratik toplum süreci ekseninde şimdiden görünür hale gelen ayırt edici yanları var. Bu vesileyle bu anlamlı günün tarihsel evrimine daha yakından bakmakta yarar var.
Barış yolunda atılmış önemli bir hukuksal adım ve can kaybı olmadan geçen bir yılın ardından kutlanacak olması, bu 1 Eylül’ü başlı başına öncekilerden daha özel kılıyor. Uzun yıllar daha takvimin sunduğu hafıza içinden barış mücadelesine bakmaya devam edeceğiz. Ama kazanacağı yeni anlamlar ve toplumsal mücadelenin önüne koyacağı yeni hedeflerle bir dönüm noktasından geçiyoruz.
Türkiye’deki barış talebinin Kürt sorunu özelinde taşıdığı somut içerik ile barışın insanlığın ortak özlemi ve politik bir ideal olarak taşıdığı evrensel değerler üzerinde yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Çünkü son yıllarda bu ikisi arasındaki bağ belirsizleşmeye başladı. Dünyada ve ülkemizde barış istemek bambaşka şeylermiş gibi siyasetin kısa vadeli dar hesaplarında sıkışırken, barışın evrensel insani boyutunu ıskalıyoruz. Oysa en sıradan ve yalın duygularla yaklaşabileceğimiz, gündelik siyasetin küçük çıkar hesaplarından arınmamız gereken bir mesele üzerine kafa yoruyoruz.
İlke TV’de Yüksel Genç’in iki yıl önce ‘Barışı mümkün kılmak’ yazısında not ettiği gibi bu makas giderek açılıyor: “Türkiye önceki yıllara göre nispeten sönük bir “Dünya Barış Günü” yaşadı. Bunda 1 Eylül’ü, dünya barış günü olarak kutlayan tek ülke olduğumuza dair ani bir aydınlanmanın elbette etkisi yok.” Tam aksine yazıda sonuçlanmayan barış denemelerinin her seferinde Türkiye toplumuna maddi ve manevi açıdan çok şey kaybettirdiğinin örnekleri sıralanıyor. Barışın ‘iyileşme’ imkânı olarak toplumsallaşamaması, bugün de esas meselelerden biri olarak karşımızda duruyor.
1 Eylül’ü dünya barış günü olarak tek başına kutluyor oluşumuza dair Yüksel Genç’in açtığı pencereyi, bir parantezle........
