menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rüzgâr

41 0
16.03.2026

Efil efil estiğim de oldu, buğday başaklarının, yeşil çimenliklerin, kır çiçekleriyle bezeli tepelerin üzerinden. Yapraklarını okşayarak meşe ağaçlarının, geceye ses verdiğim de.

Dağların yamaçlarından geçtim karlı kışlarda etrafı tozutarak. Kara kışların uğultusu oldum. Keskin bir bıçak gibi değdim tenine ayazda yolda kalanın.

Kuşlar kanatlarının altına alıp beni, seyr u sefer eylediler cihanda. Uzak kıyılardan deniz kokusu getirdiğim oldu, sıcak çöllerden toz bulutları.

Işıltılı şehirlerin, göğü delen binaların üstünde egzoz gazından ağırlaşarak, yeşil dağların kucağına sığındım bazen. Ve viranelerin üzerinden geçerken duydum biçarelerin iniltilerini. Öfkelenip önüme kattım alevleri, küllerini yine ben savurdum sonra yaktığım yerlerin.

Denizler kabardı soluğumla, kıyıları, kayaları dövüp durdu korkumdan. Duvarları, camları titrettim öfkelendiğimde. Sonra sakinleşip, usul usul çekildim gökyüzüne. Neysem, o oldum, gizlenmeden, aldatmadan. Bir kez hariç.

Bir kez, sadece bir kez zalimin zulmüne ortak oldum. Elma kokusuna meftun oldum da ölümü yetiştirdim çocuklara. Şairin, “seni, dişlerinde elma kokusu” dizesinin sarhoşluğunda, binlerce canın son nefesi oldum.

Gece serinliğinde metal kanatların altındaki........

© İlke TV