menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mülteci ölüm

47 0
01.04.2026

Anne ve toprak arasında derin bir anlam benzerliği vardır. İkisi de doğurgandır, ikisi de şefkatlidir ve ikisi de varoluşumuzun temelidir. Annemizin bir parçası olarak var oluruz, onun bedeninin bir uzantısı ve devamlılığıyız bir anlamda. Bir hücrenin çoğalmasıyla başlayan ve bir kordon bağı ile devam eden o bütün olma hali, bir şekilde hayat boyu devam eder. 

Şefkate, sıcaklığa, sevgiye ihtiyaç duyduğumuz her an, kırıldığımızda, içimiz üşüdüğünde, yalnız kaldığımızda aradığımız annemizdir. Ne kadar gökyüzünde süzülürse süzülsün, illa ki yuvasına dönmek zorunda olan bir kuş gibiyizdir. Anne, yuvamızdır.

Toprak da anne gibi, hayatla, dünyayla kurduğumuz ilişkinin, o ilişkiyle şekillenen var olma halimizin mekânıdır. Tenimize akseden güneş, gökyüzünün altında serilen topraktan yansıyan ışıktır. Ufukta yükselen dağlardan gelir yüzümüzü okşayan rüzgâr. Ve o toprağın soğuğu kadar sert, sıcağı kadar naif, ırmağı gibi coşkunuzdur. 

Toprağından kopmak, annenin kaybı gibidir. Öncesiz kalmak, bir boşluğa savrulma haline benzer annemizi yitirmek. Varlığımızın neşet bulduğu o bağ ansızın ortadan kalkar ve tesadüfen bir araya gelmiş zerreciklere döneriz bir anda. Manevi hayatımızın mültecisi oluruz. 

Babamı kaybettiğimde ilk defa karşılaştım Dilşad ve Dildar’ın mezarlarıyla. Ölümün yarattığı boşluğu farkedemediğimiz ilk birkaç gün geçtikten sonra, babamla vedalaşmak için mezarını ziyaret ettiğimde gördüm onları. 

Çocuklarımıza verdiğimiz isimler, onlar için hayal ettiğimiz hayatlardır biraz da. Dilşad ve Dildar için aşkla dolu bir yürek dilemişti anne babaları. Gönülleri şenlendirecek, gönülleri kendine bağlayacak bir mutluluk hâli umut etmişlerdi.

Dilşad’ın mezar taşına bir kelebek figürü işlenmiş, Dildar’ın taşında bir lale resmedilmişti. Ölümün........

© İlke TV