menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İkinci yüzyılında Türkiye

25 0
23.06.2026

Türkiye Cumhuriyeti demokrasi olarak kurulmadı. Böyle bir amacı da yoktu kurucuların. Daha sonrasında, genelde uluslararası konjonktürün bastırmasıyla demokrasiye dair atılan adımlar da kadük kaldı. Örneğin çok partili döneme geçebildik ama dünyanın en anti demokratik seçim yasalarından biriyle seçim seremonisi yapmaya devam ediyoruz. Sürekli yaptığımız seçimlerle övünüyoruz ama siyasetin finansmanı ile ilgili kimse konuşmuyor…

Kuruluşundan itibaren farklı kimlikleri dışlayan bir perspektif ile ilerlemiş cumhuriyet Türkiye’si “Türk-Sünni ve tabii ki erkek” tabusunu kıramıyor. Kırmak da istemiyor. İktidar alanı her daim “sistemin” elinde ilerliyoruz.

Hukuk, hep egemenin/devletin çıkarını, sermayenin perspektifini merkeze alarak işliyor. Görünmeyenlerin, madunların sesi çıkmaya kalktığı anda hukukun sopası kolluk, hazırda bekliyor…

Dış etkiler ve devletin reflekslerinin ötesine geçen sosyolojik bloklar ve siyaset yapacağız diyen kesimler ya devlet tarafından sönümleniyor (dindar kesimler bunun en bariz örneği olsa gerek…), ya da direnerek var olmaya devam ediyor…

“Devleti değil devletten istiyoruz”, “devleti ele geçirmek değil dönüştürmek istiyoruz” diyen Kürt halkı ve Kürt siyaseti şu anda devlet karşısında duran neredeyse tek blok… Seçimlerde en kritik durumda olan Kürt seçmen ülkenin en dinamik unsuru olarak öne çıkıyor. Kürt siyasetinin ülke için tüm baskılara rağmen halen bu kadar direngen olması ülke için büyük bir şans olsa gerek…

Böyle bir atmosferde, üstelik yirmi küsür yıllık bir AKP iktidarının en gaddar döneminde, hukukun paspas edildiği,........

© İlke TV