Ölüm değil, çoğalmaktır: Ahmet Telli
Bir söz düştü yeryüzüne, ağır ve sahici, Bir yürek yürüdü ardından, eğilmeden, eksilmeden. Gecenin en koyusunda bile bir kıvılcım saklıydı, Ve o kıvılcım, insanın insana borcuydu. Kırılmış aynalardan topladı yüzümüzü, Dağılmış zamanlardan bir anlam kurdu. Yaşamak dedi, direnmekle kardeştir, Ve umut, en çok yorulanın hakkıdır.
Ahmet Telli, bu coğrafyanın bağrından doğan, Anadolu ve Mezopotamya halklarının yüreğinde büyüyen bir şairdi. Onun sesi yalnızca bireysel bir şiir sesi değil; bu toprakların acılarının, direncinin ve umut arayışının yankısıydı. Ömrü boyunca bu halkların diliyle konuştu; onların suskunluklarını, bastırılmış çığlıklarını ve en çok da direnişlerini taşıdı dizelerine. Bu yüzden onun şiiri, yalnızca edebiyatın değil, hayatın tam ortasından yükselen bir tanıklıktı.
O, düşündüğü gibi yaşayan, yaşadığı gibi düşünen bir insandı. Sözüyle eylemi arasında mesafe bırakmayan, inandığını sadece yazmakla kalmayıp hayatının her anında taşıyan bir duruşun sahibiydi. Politik duruşu, ödemeyi göze aldığı bedeller ve buna rağmen hiç geri adım atmayan kararlı iradesi, onu yalnızca bir şair değil; tam anlamıyla bir insan yapıyordu. Onun hayatı, şiirinin dipnotu değil; şiiri, hayatının açık bir ifadesiydi.
Bizim için ise o, sadece uzaktan hayranlık duyulan bir isim değildi. Aynı mekânlarda bulunduğumuz, ortak etkinliklerde yan yana geldiğimiz, sözünü doğrudan duyduğumuz biriydi. O anlarda hissedilen şey yalnızca bir şairle karşılaşmanın heyecanı değil; aynı zamanda sahici bir insanla temas etmenin sıcaklığıydı. Mütevazı ama derin, sakin ama sarsıcı bir varlığı vardı.
Ve tüm bunlar, en zor zamanların içinden geçerken daha da anlam........
