menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

12 Gün Savaşı’nın final raundu

29 0
09.03.2026

13 Haziran 2025 tarihi, ABD ve İran arasında devam etmekte olan nükleer müzakere oturumlarından birinin yapılacağının ilan edildiği güne çok az kala, İsrail-ABD tarafından İran’a yapılan ortak saldırının tarihidir. 12 gün Savaş’ı diye tarihe geçmiştir.

İsrail’in neredeyse 40 yıldır, İran nükleer bomba yapıyor diye kışkırttığı ABD, şimdiye kadar hiç bir ABD başkanının yanaşmadığı saldırılara, o gün, Epstein rehinesi Evanjelist pedofil Trump’la sürüklenmiş oldu. Nükleer Silahların Yaygınlaştırılmasının Önlenmesi (NPT) anlaşmasını imzalamaktan kaçınan ve Ortadoğu’daki tek nükleer silah sahibi ülke olan İsrail, NPTyi imzalayan ve nükleer tesislerini Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) yetkililerinin teftişine açan İran’a, müzakereler sürerken nükleer silah edinmekle suçlayarak saldırdı. Bu saldırı açıkça, yüksek askeri gücü var diye diplomasiyi, müzakereyi, uluslararası anlaşmaları, kurumları ve teamülleri hiçe sayan, sadece kendi korkuları ve arzuları temelinde bir dünya kurma keyfiliğinin İran zemininde ortaya konmasıydı. Bu keyfiliğe o gün orada izin verilmesi, benzer keyfiliklerin başka yerlerde ve zamanlarda ortaya çıkmasına zımnen onay verilmesi anlamına geliyordu.

Nitekim daha sonraki adım, Venezuela devlet başkanını, konutuna yapılan baskınla kaldırıp, yargılamak üzere New York’a getirmekle geldi. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela, apartheid İsrail’in Gazze soykırımına açıktan karşı çıkan, Latin Amerika’daki anti Siyonist cephenin en büyük destekçisi ve ABDnin 67 yıldır yıkmaya çalıştığı sistem dışı(!) Küba’nın piyasa fiyatlarının çok altında petrol tedarikçisi ve Çin’in en önemli petrol tedarikçisi olarak oyun bozuyordu.

ABD müdahalesindeki temel motivasyon elbette Venezuela rejiminin mağdur ettiği kitleleri petrolün zenginliğiyle buluşturma ya da narkotik ticaretin önlenmesi olmayıp sistem(!) dışı aktörlere finansörlük yapan bir devletin devre dışı bırakılmasıydı. Mamafih, Venezuela’nın kaynaklarının halka yeterince ulaşamamasında, yıllardır ABD tarafından uygulanan ambargoyu görmezden gelerek konuşmak ne kadar gerçeğe uygun düşmezse, Venezuela rejiminin yanlışlıklarını görmezden gelerek konuşmak da o kadar gerçeğe uygun düşmez. Açıktır ki, burada, ABD müdahelesine karşı çıkmak, Venezuela rejimini aklamak olmayıp, tek hüneri elindeki gücü hukuk tanımadan kullanmak olan ABD’nin kurmaya çalıştığı keyfilik düzenine karşı çıkmaktır.

Tabii ki, demokratik kanalları açık ve şeffaf bir yönetim kurabilmiş olsa idi Venezuela, dışardan gelen saldırılara karşı elbette çok daha dayanıklı olabilirdi. Sonuçta, ne kadar haklı bir politik duruşunuz olursa olsun, eğer halkı bu duruşa ortak edemezseniz, dış müdahalelerin en savunmasız yönetimi olmuş olursunuz.

Tekrar 12 gün Savaşı’na dönecek olursak, savaş, başta İran Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Ordusu komutanı olmak üzere 30’a yakın üst düzey komutanla birlikte 11 nükleer fizikçinin aynı anda evlerinde sabaha karşı drone saldırılarıyla öldürülmesiyle başladı. İran içinde daha önce kurulan onlarca drone imalathanesinde üretilen dronelar, devşirilen ajanlar vasıtasıyla, gece yarısını bir kaç saat geçtikten sonra kullanılmıştı. Tüm radarları ve iletişim imkanları bir kaç gün işlemez hale getirilen İran, ABD-İsrail ortak saldırılarıyla nükleer tesislerini, balistik füze üretim tesislerini, hava savunma bataryalarını ve bir çok kritik tesislerini kaybetti. Daha sonra toparlanarak, beklenmedik şekilde İsrail demir kubbesini delen uzun menzilli füzeleriyle........

© İlke TV