Toplumsal bulanıklık ve odak sorunu
Aynı olaylara bakıp artık ortak bir anlam bulamadığımızda birlikteliğin güvencesini de kaybederiz. Ortak bir zemin üzerinden konuşamadığımızda dağınık kalabalıklar içerisinde yalnızlaşırız. Zaman mefhumumuzu ve mekan avuntumuzu da beraberinde yitiririz.
Bir toplumda neyin normal, neyin güvenilir, doğru veya kabul edilebilir olduğuna ilişkin ortak referansların netliğini kaybetmesi toplumsal bulanıklığı da meydana getirir. Toplumun mensubu bireyler bu bulanıklıkta önünü göremez, yolunu bulamaz ve ortak değerlerin izini süremez olur.
Bir şeyleri kaybetmek, özellikle insanları birbirine bağlayan, güç veren, hayata anlam katan şeyleri yitirmek odağını da yitirmesine sebep olur. İnsanın zihnini de ruhunu da dağıtır ve hayatını toplayamaz olur.
Özellikle hızlı toplumsal değişim dönemlerinde sosyal durumun genel anlamını kurmakta zorlanmasına “yaygın toplumsal belirsizlik” denir. Belirsizlik ile bulanıklığı ayıran ince bir nüans vardır. Belirsizlikte bilgi eksiktir; bulanıklıkta ise bilgi vardır ama ayrımlar seçilemiyordur. Bugün bilginin her yerden fışkırdığı, erişildiği bir dünyada ayrımların seçilememesi bulanıklıktır.
Bulanıklık ilginç bir şekilde belirsizlik döngüsünün de kapısını aralar. Bir bakmışız ki birey de toplum da neye bakacağını biliyor olabilir fakat neye bakmaya devam etmesi gerektiğini kaybetmiştir.
Peki nasıl bu odaklanma sorunu aşılır? Nasıl bu döngüyü kırabiliriz?
Neye dikkatimizi vermemiz gerektiğini kaybettiğimiz bir düzlemde, ayrımların kaybolduğu bir bağlamda insan olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor. Sezgilerimize, duygularımıza ve........
