Politika ve İlahi Adalet...
Bence doğrusu “ilahi adalettir...” Ama bazıları “etme bulma dünyasıdır” da der. Çoğu zaman cevabından kaçar ama yine de ısrarla sorar: “Eden bulur mu?” “Burası gerçekten etme bulma dünyası mı?” Hatta çoğu zaman, yaşananları gördükçe, yaşatanlar için içimizden şu geçer: “İnsan, kırdığı yerden mi kırılır?” Bu soruların kesin ve anlık cevapları yoktur. Çünkü hikmetinden sual olunmayan Rabbimin ilahi adaletinin hesabı hemen kesilmez; geciktirilir, bekletilir... Ve çoğu zaman da unutturulur. Elbette bunun da birçok sebebi ve hikmeti vardır. Ama şunu da biliriz ki: Mazlum affetmedikçe, tövbe kabul edilmedikçe; ilahi adaletin hafızasından hiçbir şey silinmez.
Günlük hayatın içinde yaşananlara ve yaşatılanlara, ilahi adalet terazisiyle biraz dikkatle baktığınızda; geçmişte yapılanların, söylenenlerin ve özellikle yaşatılanların bir şekilde geri döndüğünü sadece görmezsiniz—yüzleşirsiniz. Ağlayanın malının gülene fayda etmediğini... Ekmek ile oynayanın, bir gün o ekmeğe muhtaç olduğunu... Huzur bozanın, ömrü boyunca huzur bulamadığını... Kınayanın kınandığını... Kuyu kazanın, kendi kazdığı kuyuya düştüğünü... İftira atanın, aynı ile imtihan olduğunu... Bazen aynı şekilde, bazen bambaşka bir biçimde... Ama asla karşılıksız değil. Ama mutlaka bir karşılıkla. Bu durum sadece bireysel hayatlarla sınırlı değildir—hiçbir zaman da olmadı. Siyaset sahnesi de bunun en çarpıcı, en sert, en ibretlik örnekleriyle doludur.
Nitekim Adnan Menderes, halkın tercih ettiği siyasi uygulamaları nedeniyle kanlı bir askeri darbeyle görevden uzaklaştırılmış, halkın iradesi açıkça yok sayılmıştır. Yetmemiş; kamuoyu önünde ağır bir itibarsızlaştırma kampanyasına maruz bırakılmış, adeta planlı bir itibar suikastına uğratılmıştır. Yargılamalar ve ardından gelen idam,........
