Zulümün Milleti, Dini, Devleti Tektir
Şimdiki gençler hatırlamaz ve bilmez tabii. Bilmemeleri ise ne kadar güzel!
Benim üniversite yıllarım bugünkü günlerime kıyasla biraz daha çetrefilli geçtiği için olayın tam tarihini hatırlamıyorum. Ama AK Parti’nin iktidarda olduğu ve üniversiteler öncülüğünde hükümete karşı çeşitli bayrak yürüyüşlerinin yapıldığı yıllardı. Gerçi o bayrak yürüyüşlerinde ön sıralarda yer alanlardan bazıları daha sonra AK Parti’den milletvekili de oldular. Ama mesele bu değil.
Üniversitede öğrenciyim. Dersin adını hatırlıyorum ama o üniversitede aynı derse giren başkaları hakkında soru işareti oluşmasını istemediğimden yazmıyorum.
Hoca sınıfa girdi. Arka sıralarda cam tarafında oturan bir kız arkadaşımız vardı. Kendisine seslenerek:
“Benim dersimden çıkar mısın?” dedi.
Bir hoca bir öğrenciye neden böyle desin?
Ben dahil sanırım o tarafa bütün gözler çevrilmişti.
Kendisiyle selamlaşmışlığımız vardı ama öyle uzun uzun sohbet ettiğim, yakın arkadaş olduğum biri değildi. Ortada tuhaf bir durum da yoktu. Kız arkadaşımızın ne olduğunu anlamaya çalıştığı, hayretler içerisinde kaldığı belliydi.
“Neden?” diye sordu. “Neden dersten çıkmam gerekiyor?” dedi.
Hoca, bütün üstenci ve bana göre züppeliğiyle:
“Benim dersime böyle giremezsin.” dedi.
İlk defa böyle bir cümle duyuyordum: “Benim dersime böyle giremezsin”.
Ne demek? Dersin bir giyim kuralı mı vardı? Toplumsal ahlâkı dejenere eden ya da ayıp olarak karşılanacak bir şey mi vardı acaba?
Meğer kız arkadaşımızın başı kapalı olduğu için hoca dersten çıkarmak istiyormuş.
Kızcağız ağlamaktan başka bir şey yapamadan sınıftan çıktı.
Sınıf sessizliğe gömülmüştü. Hoca derse başlayacakken cesaretimi toplayıp:
“Ben de çıkabilir miyim hocam?” dedim.
“Muhtemelen kız olsaydım ben de başörtüsü takardım. Dolayısıyla sizin dersinize giremezdim. Beni de başörtülü varsayın.”
Dalga geçmiyordum. Gerçekten böyle düşünüyordum.
Hoca sinirlenerek: “Çık dışarı!” dedi. Çıktım.
Açıkçası başörtüsü meselesi üniversite yıllarımda benim temel meselelerimden biri değildi. Belki de benim yıllarımda başörtü meselesi büyük ölçüde çözüldüğünden dikkatimi çekmedi. Ben daha çok sosyalist ve komünist gruplarla dayanışma içerisindeydim. Devrim gerçekleştiğinde neler yapılacağı üzerine kafa yoruyordum. Bugün geriye dönüp baktığımda oldukça genç ve başka meselelerin peşinde olduğumu görüyorum.
Ama o gün doğru tutumun bu olduğunu düşündüm. Elbette korkuyorum. Derslerim kötü değil. Dersten kalmak, okulu uzatmak da istemiyorum. Ama........
