Uşak Belediye Başkanı’nın Maceraları
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın, hakkında yürütülen rüşvet soruşturması kapsamında, Ankara’da gözaltına alınması esnasında yanında 21 yaşında kadın bir belediye çalışanının bulunduğu ileri sürüldü. Bu olay, genellikle, “ahlâk”, “yasak ilişki” veya “parti siyaseti” başlıklarından biriyle açıklanmaya çalışılıyor. Oysa, daha dikkatli ve özenli bakıldığında, burada beş-altı ayrı mesele var: Özel hayat, mahremiyetin sınırları, kamusal etik ve kamusal kaynakların muhtemel kullanımı. Bu yüzden, olgularla yorumları birbirine karıştırmamak, taşları doğru yere koymak gerekir.
Birinci nokta şu: Yetişkin iki insan arasındaki ilişkinin mahiyeti, kural olarak, öncelikle o iki insanı ilgilendirir. Hukuken ergin iki kişi arasındaki yakınlık, dışarıdan bakanların ahlâkî hoşnutsuzluğuyla otomatik olarak kamusal suç veya kamusal skandal haline gelmez. Bu bakımdan, “aşk mı, menfaat mi?” sorusu dışarıdan kesin biçimde cevaplanamaz. Bununla birlikte, 57 yaşındaki bir belediye başkanı ile 21 yaşındaki bir belediye çalışanı arasında kurulduğu ileri sürülen bir yakınlık, saf duygusal bir ilişki ihtimalini tamamen ortadan kaldırmasa da, güç ve çıkar ilişkisinin yansıması olduğu kuşkusunu doğurur. Yaş farkı tek başına hüküm verdirmez; fakat yaş, makam ve kurumsal hiyerarşi bir araya geldiğinde ilişki artık yalnızca “kişisel tercih” alanında kalmaz, kamusal bir konuya dönüşmeye meyleder ve elbette etik açısından incelenmeyi hak eder.
İkinci nokta, özel hayatın sınırlarıdır. Belediye başkanlarının da, kuşkusuz, bir özel hayatı vardır. Kamu görevi görmek, insanı özel hayattan bütünüyle mahrum bırakmaz. Ama kamusal figürlerin özel alanı, sıradan vatandaşların özel alanından daha dardır. Çünkü belediye başkanı sadece halkı temsil etmez; bütçe kullanır, kadro sağlar, yetkili olarak imza atar, ihale dağıtır, kamu adına karar verir. Bu nedenle, onun özel hayatı, kamusal yetkiyle temas ettiği anda, artık yalnızca “özel” olmaktan çıkar. Buna karşılık, habere konu edilen genç kadının mahremiyet alanı daha geniştir. Hele ki kendisi kamusal karar verici değilse, adının açık biçimde verilmemesi, fotoğrafının kullanılmaması, teşhire dönük bir habercilikten kaçınılması daha doğru olur. Bu ayrım, hem insan onurunu korumak hem de haber verme hakkını ölçülü kullanmak bakımından önemlidir.
Üçüncü nokta, olayın etik çekirdeğidir. Asıl soru şudur: Bu ilişki tamamen belediye başkanının şahsî imkânlarıyla yürütülen bir özel ilişki midir, yoksa belediyenin imkânlarıyla, belediye içi hiyerarşiyle ve kadro gücüyle tesis edilen bir ilişki midir? Eğer bir belediye başkanı, kendi kişisel geliri ve kendi özel zamanı içinde bir ilişki yaşıyorsa, bu durum tartışmalı bulunabilir ama kamusal alana taşınması için fazla sebep yoktur. Buna karşılık, belediye personelinin işe alınması, görevlendirilmesi, korunması, terfi ettirilmesi, belediye araçlarının, belediye kasasının veya belediye nüfuzunun kullanılması gibi boyutlar varsa, mesele anında kamu etiği sorunu haline gelir. Çünkü o zaman tartışılan şey artık yalnızca şahsi bir yakınlık değil; kayırma, nüfuz kullanımı, eşitsizlik üretimi ve kamu kaynaklarının şahsî amaçlarla kullanılması olur.
Dördüncü nokta, hiyerarşi ve rıza problemidir. Yetişkinler arasında kurulan bir ilişki biçimsel olarak rızaya dayalı olabilir. Ama siyasetçi ile belediye çalışanı arasındaki gibi asimetrik ilişkilerde, “rıza” tek başına yeterli açıklama değildir. Burada kurumsal güç, işe erişim, işte kalma kaygısı, korunma beklentisi, kariyer hesabı veya tersinden baskı ihtimali devreye girebilir. Tam da bu nedenle modern kamu etiği, yalnızca açık zorlamayı değil, örtük çıkar ve güç ilişkilerini de önemser. Bir belediye başkanının, kendisine idari olarak bağlı veya dolaylı biçimde bağlı bir kişiyle ilişki yaşaması, özel alan meselesi olarak savunulsa bile, etik bakımdan ciddi bir gölge üretir.
Beşinci nokta, medyanın tutumudur. Türkiye’de bu tür olaylar çoğu zaman iki aşırı uç arasında ele alınıyor: ya magazinleştirilip teşhire dönüştürülüyor ya da sırf siyasî aidiyet nedeniyle tamamen önemsizleştiriliyor. Oysa doğru yaklaşım ikisinin ortasında olmalı. Başkanın kamusal konumu nedeniyle olay haber değeri taşır; çünkü soruşturma, gözaltı ve belediye personeliyle bağlantı iddiası kamusal denetim alanına girer. Fakat bu durum, genç kadının kimliğinin teşhir edilmesini meşrulaştırmaz. Haber, kamusal figürün hesap verebilirliğini hedeflemeli; güçsüz olan tarafın sosyal linç nesnesine dönüştürülmesinden uzak durmalıdır.
Altıncı nokta, siyasetçinin dikkat yükümlülüğüdür. Sıradan bir insan için “özel zaaf” diye nitelenebilecek bazı davranışlar, siyasetçi için “görev ehliyeti” tartışmasına yol açabilir. Bunun nedeni siyasetçilerin toplum önünde yaşamaları ve temsil yetkisi taşımalarıdır. Özellikle belediye başkanları, hem bütçe hem istihdam hem de yerel nüfuz bakımından, güçlü aktörlerdir. Bu yüzden, yaptıkları her özel tercih, potansiyel olarak kamusal sonuç üretebilir. Siyasetçinin, başkaları için normal sayılabilecek bir davranışın kendisi için normal sayılmayabileceğini bilmesi gerekir. Bu bir “ahlâk bekçiliği” değil; temsil makamının ortaya çıkardığı bir ihtiyat sorumluluğudur.
Netice itibarıyla bu olayı tek bakış açısıyla açıklamaya çalışmak doğru olmaz. Bu, ne sadece “yasak aşk” hikâyesidir ne de yalnızca “özel hayat kimseyi ilgilendirmez” denilerek kapatılabilecek bir hadisedir. Doğru yaklaşım şudur: Belediye başkanının da özel hayatı vardır; fakat onun özel alanı, kamusal yetki kullandığı için daha dardır. Genç kadının mahremiyeti ise daha geniştir ve daha dikkatli şekilde korunmalıdır. Esas belirleyici soru, ilişkinin belediye imkânları, belediye kadroları ve belediye nüfuzuyla tesis edip etmediğidir. Eğer durum buysa mesele ahlâk tartışmasını aşar ve doğrudan kamu etiği, liyakat ve kamusal kaynakların kötüye kullanımı problemine dönüşür. İlişki bu şekilde kurulmadıysa bile, güç asimetrisi nedeniyle, yine de, ciddî bir etik tartışma doğar. Bu yüzden olayı ve boyutlarını partizan reflekslerle değil, mahremiyet, kamusal sorumluluk ve kamu gücünün sınırları üzerinden düşünmek ve tartışmak daha doğru olur.
