menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

VARLIK BARIŞI KANUNLARININ KRONOLOJİK EVRİMİ, VERGİ İDARESİNİN TARHİYAT YETKİSİ VE DANIŞTAY İÇTİHADININ GELİŞİMİ

4 0
03.07.2026

VARLIK BARIŞI KANUNLARININ KRONOLOJİK EVRİMİ, VERGİ İDARESİNİN TARHİYAT YETKİSİ VE DANIŞTAY İÇTİHADININ GELİŞİMİ

(5811, 6486, 6736, 7143, 7186, 7256, 7417 ve 7582 Sayılı Kanunlar Işığında: Karşılaştırmalı ve Analitik Bir İnceleme)

Varlık barışı uygulamaları, mükelleflerin yurt dışında bulunan veya yurt içinde kayıt dışı kalmış varlıklarını yasal ekonomik sisteme dahil etmeyi amaçlayan olağanüstü maliye politikası araçlarıdır. Bu düzenlemeler, vergiye gönüllü uyumu artırmak ve mali şeffaflığı tesis etmek amacıyla, kanun koyucunun öngördüğü şartların yerine getirilmesi karşılığında mükelleflere geçmişe dönük vergi incelemesi ve tarhiyat muafiyeti sunmaktadır. Ancak uygulamada, vergi idaresinin denetim yetkisinin sınırları ile mükelleflere tanınan yasal güvenceler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar, konunun yargı organları tarafından anayasal ilkeler ışığında yorumlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma, Türk vergi hukukundaki varlık barışı düzenlemelerinin 2008 yılından 2026 yılına uzanan tarihsel gelişimini, en son yasal reformu, yükümlülüklerin ihlali hâlinde idarenin tarhiyat yaklaşımını ve Danıştay kararlarından yansıyan yargısal eğilimleri sistematik biçimde analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Varlık barışı, belirli koşulları yerine getiren mükelleflere geçmişe dönük ceza ve tarhiyat güvencesi sağlanması karşılığında, kayıt dışı kalmış ya da yurt dışında tutulmuş varlıkların ulusal ekonomiye kazandırılmasını amaçlayan olağanüstü bir vergi politikası aracıdır. Türk vergi hukukunda bu araç ilk kez 2008 yılında 5811 sayılı Kanun ile hayata geçirilmiş ve izleyen on beş yıl boyunca sekiz farklı düzenlemeyle sürekli güncellenerek bugüne ulaşmıştır.

Varlık barışı kanunlarının ortak taahhüdü, gerekli beyan ve ödeme yükümlülüklerini yerine getiren mükellefler bakımından "hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz" güvencesini sağlamaktır. Uygulamada ise bu güvencenin kapsamı, idarenin tarhiyat yetkisinin sınırları ve kanun hükümlerinin ihlali hâlinde uygulanacak yaptırımlar, yoğun yargısal tartışmaların konusunu oluşturmuştur.

Bu çalışma, konuya ilişkin Danıştay kararlarını kronolojik ve tematik bir düzlemde inceleyerek varlık barışı hukukundaki yargısal eğilimi ortaya koymayı amaçlamaktadır.

II. TÜRKİYE'DE VARLIK BARIŞI UYGULAMALARININ KRONOLOJİK GELİŞİMİ

A. 5811 Sayılı Kanun (2008): İlk Varlık Barışı Deneyimi

Türk hukukundaki ilk varlık barışı uygulaması, 22.11.2008 tarihli ve 5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun ile gerçekleştirilmiştir. Kanun, hem yurt dışı hem de yurt içi varlıkları kapsamına almış; yurt dışından getirilen varlıklar %2, yurt içinde beyan edilen varlıklar ise %5 oranında vergilendirilmiştir. Kanun ayrıca bir mahsup mekanizması öngörmüş; diğer nedenlerle yapılacak vergi incelemelerinde tespit edilen matrah farklarından beyan edilen tutarların mahsup edilmesine imkân tanımıştır.

B. 6486 Sayılı Kanun (2013): Yurt Dışı Varlıklara Odaklanan İkinci Barış

6486 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 13. maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 85. madde, yalnızca yurt dışındaki varlıkları kapsayan ikinci varlık barışını düzenlemiştir. Bu düzenlemede %2 oranında vergi ödenmesi yeterli görülmüş; ancak varlığın 15.04.2013 tarihi itibarıyla yurt dışında bulunduğunun "kanaat verici belge" ile ispatı zorunlu tutulmuştur. Aynı madde, "diğer nedenlerle" başlayan vergi incelemelerinde mahsup imkânını da açıkça düzenlemiştir.

C. 6736 Sayılı Kanun (2016): Vergisiz Varlık Barışı

6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun'un 7. maddesiyle hayata geçirilen üçüncü varlık barışında, önceki düzenlemelerden en önemli fark, yurt dışından getirilen varlıklar üzerinden herhangi bir vergi ödenmemesidir. Yurt içi varlıklar için de aynı sıfır vergi oranı benimsenmiş; kanun, varlıkların işletmeye dahil edilmesi ya da işletmeden çekilmesi konusunda da geniş kolaylıklar sağlamıştır.

D. 7143 Sayılı Kanun (2018): Düşük Oranlı Vergi ve Geniş Kapsam

7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 10. maddesinin 13. fıkrası kapsamında yapılan varlık barışında, hem yurt içi hem yurt dışı varlıklar için %2 oranında vergi öngörülmüştür. Maddenin (ğ) bendi, bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağını; bu hükümden yararlanabilmek için tarh edilen verginin vadesinde ödenmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

E. 7186 Sayılı Kanun (2019): En Düşük Vergi Oranı

7186 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 2. maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 90. madde, 2019 barışını düzenlemiştir. %1 oranındaki vergi ile gerçekleştirilen bu barış, yurt dışındaki ve yurt içindeki kayıt dışı varlıkları kapsamaktadır. Maddenin 7. fıkrası, bildirilen ya da beyan edilen varlıklar nedeniyle "hiçbir suretle" vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağını açık biçimde hükme bağlamıştır.

F. 7256 Sayılı Kanun (2020): Vergisiz Varlık Barışı ve Genişletilmiş Kapsam

7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile gerçekleştirilen barış, 2020 yılında yürürlüğe girmiş ve herhangi bir vergi ödenmeksizin varlık bildirimine imkân tanıyan ikinci düzenleme olma özelliğini taşımaktadır. Bu düzenleme de bildirilen ya da beyan edilen varlıklar nedeniyle "hiçbir suretle" vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağını açık biçimde hükme bağlamıştır.

G. 7417 Sayılı Kanun (2022): Kademeli Vergi ve İlliyet Bağı Kriterinin Doğuşu

7417 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 50. maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 93. madde, mevcut barışların en kapsamlılarından birini oluşturmaktadır. Yurt dışındaki varlıklarda, bildirim tarihine veya mevduatta tutma süresine göre değişen %0 ile %3 arasında vergi öngörülürken, yurt içi varlıklar için %3 oranı benimsenmiştir. Kanun, geçmiş düzenlemelerin aksine Türkiye'ye getirme şartını belirli koşullarda esneterek yurt dışı hesaplarının kapatılmasına da olanak tanımıştır.

Maddede yer alan hükme göre: "Bildirilen veya beyan edilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz. Diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri ile takdir komisyonu kararları sonucu bulunan matrah farkının madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti ve bildirilen veya beyan edilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit ya da fazla olması durumunda matrah farkına ilişkin tarhiyat yapılmaz. Bulunan matrah farkının, bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespitine rağmen söz konusu varlık tutarlarından büyük olması durumunda sadece aradaki fark tutar üzerinden vergi tarhiyatı yapılır. Vergi incelemesi veya takdir komisyonu kararları sonucunda bildirim veya beyana konu edilen varlıklar dışındaki nedenlerle matrah farkı tespit edilmesi durumunda, bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen tutarlar, bulunan matrah farkından mahsup edilmeksizin tarhiyat yapılır." Maddenin devamında, vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra bu madde kapsamında yapılan bildirim ve beyanlar dolayısıyla söz konusu inceleme veya takdir komisyonu kararları sonucunda yapılacak tarhiyatlar için de mahsup hükmünün uygulanmayacağı düzenlenmiştir.

7417 sayılı Kanun kapsamında getirilen varlık barışı düzenlemesi, yurt dışı veya yurt içindeki kayıt dışı varlıkların ekonomiye kazandırılmasını amaçlamakla birlikte, mükellefe sağlanan vergi incelemesi ve tarhiyat güvencesi bakımından önceki düzenlemelerden ciddi biçimde ayrılmaktadır. Düzenlemenin getirdiği en köklü yenilik, Türk vergi hukukuna varlık barışı bağlamında bir illiyet bağı — yani neden-sonuç ilişkisi — kriteri kazandırmış olmasıdır. Buna göre, mükellef hakkında başka bir sebeple yapılan incelemede bir matrah farkı tespit edilirse, bu fark ile bildirilen varlık arasında bir bağ aranır. Bulunan matrah farkının varlık barışına konu edilen varlıklardan kaynaklandığı tespit edilir ve bu fark bildirilen tutara eşit veya bundan az ise tam koruma sağlanarak hiçbir tarhiyat yapılmaz. Matrah farkı bildirilen varlıktan kaynaklanmakla birlikte bu varlık tutarından büyükse, ölçülülük ilkesi gereği yalnızca aşan kısım üzerinden vergi tarh edilir; böylece dürüstçe yapılan bildirimler üzerinden çifte vergilendirmenin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Söz konusu düzenleme, vergide adalet ilkesini korumak adına mutlak bir dokunulmazlık tanımamaktadır: varlık barışına konu edilen varlıklar dışındaki, tamamen bağımsız nedenlerle bir matrah farkı tespit edilirse, bildirilen tutarlar bu farktan mahsup edilmeksizin doğrudan tarhiyata konu edilir. Ayrıca bu mekanizma, vergi müfettişlerine ve takdir komisyonlarına maddi gerçeğin araştırılması ilkesi gereği somut bir "tespit yapma" yükümlülüğü getirerek idari işlemlerde keyfiliği önlemeyi amaçlamıştır. Sonuç olarak 7417 sayılı Kanun, önceki düzenlemelerdeki belirsiz alanları netleştirmiş ve vergi incelemelerinde varlık barışı beyanlarının hangi şartlar altında ve ne ölçüde bir hukuki savunma argümanı olarak kullanılabileceğini kanuni bir formüle bağlamıştır.

H. 7582 Sayılı Kanun (2026): Son Varlık Barışı Düzenlemesi

7417 sayılı Kanun'un üzerinden dört yıl geçtikten sonra, son varlık barışı düzenlemesi olan 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Kanunun 10. maddesi kapsamında varlık barışına konu edilen değerler için genel vergi oranı %5 olarak belirlenmiştir. Banka ve aracı kurumlara bildirilen varlıkların vadeli mevduat hesaplarında, 4749 sayılı Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetlerinde, kira sertifikalarında veya TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen önergeyle kapsama dahil edilen girişim sermayesi yatırım fonlarında (GSYF) belirli sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi hâlinde ise vergi oranı %5'ten %0'a kadar kademeli olarak indirilmektedir.

7582 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede, 7417 sayılı Kanun döneminde benimsenen sistematik korunmuştur. Bu Kanun'da da matrah farkı ile bildirilen varlık arasında illiyet bağının bulunması esas alınmış; bildirilen varlıklardan kaynaklanan matrah farkının bildirilen tutarı aşmaması hâlinde tarhiyat yapılmayacağı, aşması hâlinde ise yalnızca aşan kısım üzerinden tarhiyat yapılacağı düzenlenmiştir. Bildirime konu edilen varlıklar dışındaki nedenlerden kaynaklanan matrah farkları ise bildirilen tutarlardan mahsup edilmeksizin vergilendirilecektir. 7417 sayılı Kanun'da olduğu gibi, vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra yapılan bildirimler için de koruyucu hükümler uygulanmayacaktır. Böylece 7582 sayılı Kanun, illiyet bağı esasını ve inceleme başladıktan sonra yapılan bildirimlerin korumadan yararlanamayacağı yönündeki zaman bakımından sınırlamayı aynen muhafaza ederek varlık barışı uygulamasında süreklilik sağlayan bir sistem benimsemiştir.

I. Vergi İncelemesi ve Tarhiyat Güvencesi Bakımından Kronolojik Analiz

Türk vergi hukukunda "varlık barışı" olarak adlandırılan ve kayıt dışı varlıkların millî ekonomiye kazandırılmasını amaçlayan yasal düzenlemeler, mükelleflere tanınan vergi incelemesi ve tarhiyat güvencesi bakımından zaman içinde yapısal bir evrim geçirmiştir. Kronolojik bir perspektifle incelendiğinde, yasa koyucunun iradesinin başlangıçta mükellefe mutlak bir dokunulmazlık ve genel mahsup hakkı tanıyan korumacı bir yaklaşımdan, zamanla suistimalleri önleme amacıyla sınırlandırılmış ve illiyet bağı arayan şartlı bir güvence modeline doğru evrildiği görülmektedir.

1. 5811 ve 6486 Sayılı Kanunlar Döneminde Genel Mahsup Uygulaması

Bu evrimin ilk aşamasını temsil eden 5811 ve 6486 sayılı kanun hükümleri, bildirilen veya beyan edilen varlıkların kendisi yönünden mutlak bir inceleme ve tarhiyat yasağı öngörmekle kalmamış, aynı zamanda "genel mahsup" olarak nitelendirilebilecek geniş bir mali kalkan da ihdas etmiştir. Bu düzenlemelerde, mükellef hakkında varlık barışından bağımsız olarak diğer nedenlerle başlatılan vergi incelemeleri sonucunda gelir, kurumlar veya katma değer vergisi yönünden bir matrah farkı tespit edilmesi hâlinde, beyan edilen tutarların bu farktan doğrudan mahsup edileceği hükme bağlanmıştır. Bu mahsup mekanizmasında, bulunan matrah farkı ile beyan edilen varlık arasında herhangi bir nedensellik bağı aranmamış; yalnızca tarh edilen verginin vadesinde ödenmesi koşuluyla mükellefe gelecekteki olası vergi risklerine karşı adeta mutlak bir güvence tanınmıştır.

2. 6736 Sayılı Kanun ile Getirilen Çok Yönlü Hukuki Koruma

Varlık barışı müessesesinin mükellefe sağladığı hukuki korumanın zirve noktası 6736 sayılı Kanun dönemi olmuştur. Bu düzenlemede yasa koyucu, güvencenin kapsamını vergi hukukunun sınırlarından taşırarak ceza, idare ve ticaret hukuku alanlarına da teşmil etmiştir. Kanun metninde yer alan "sırf bu işlemin yapılmış olmasından dolayı ve bu işlemden hareket edilerek" ibaresi, ceza muhakemesi hukuku açısından hayati bir işlev görmüş; varlık barışı beyanlarının mükellefler veya kanuni temsilcileri hakkında herhangi bir araştırma, inceleme, soruşturma veya kovuşturmanın başlangıç noktası ya da delili teşkil etmesini kesin bir dille yasaklamıştır.

3. 7143, 7186 ve 7256 Sayılı Kanunlarda Yalın İnceleme Yasağı

Takip eden 7143, 7186 ve 7256 sayılı kanunlar döneminde yasa koyucu, önceki düzenlemelerin karmaşık mahsup formüllerinden veya geniş ceza hukuku atıflarından kaçınarak daha yalın ve doğrudan bir yasaklama yöntemini benimsemiştir. Bu ara dönem düzenlemelerinde, bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle "hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı" tekrar hükme bağlanmış; ancak diğer nedenlerle yapılan incelemelerden mahsup imkânına metinlerde yer verilmeyerek koruma, yalnızca bildirilen varlığın kendi özüyle sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bu düzenlemelerde mahsup mekanizmasına hiçbir surette yer verilmeyerek koruma kalkanı önemli ölçüde daraltılmıştır.

4. 7417 ve 7582 Sayılı Kanunlar ile Getirilen İlliyet Bağı ve Usuli Sınırlar

Doktrin ve uygulama yönünden en köklü kırılma 7417 ve 7582 sayılı kanunlar ile gerçekleşmiştir. Yasa koyucu, önceki dönemlerdeki genel mahsup rejiminin vergi kaçakçılığını geriye dönük olarak meşrulaştırma aracı olarak kullanılmasını engellemek amacıyla koruma zırhını koşula bağlamıştır. Bu son dönem düzenlemeleriyle, diğer nedenlerle başlayan vergi incelemelerinde varlık barışı tutarının mahsup edilebilmesi, inceleme neticesinde bulunan matrah farkının bildirilen varlıktan kaynaklandığının somut biçimde tespit edilmesi şartına, yani kesin bir illiyet bağına bağlanmıştır. Bulunan matrah farkı bildirilen varlık dışındaki bir nedenden kaynaklanıyorsa mahsup imkânı tamamen ortadan kalkmaktadır. Ayrıca usul hukuku açısından bir zaman sınırlaması getirilerek, vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden sonra yapılan bildirimlerin, o inceleme neticesinde yapılacak tarhiyatlar yönünden koruma sağlamayacağı hükme bağlanmıştır. Nihayetinde 7582 sayılı Kanun'la metne eklenen "diğer mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirler bu düzenlemeden etkilenmez" kaydı, mali nitelikteki bu güvencenin, suç gelirlerinin aklanması veya kaçakçılık gibi diğer adli ve idari mevzuat kaynaklı mülkiyet ve soruşturma tedbirlerine halel getirmeyeceğini açıkça ortaya koymuştur.

Sonuç olarak, varlık barışı düzenlemelerinin geçirdiği bu kronolojik değişim, mükellefe sunulan mali bağışıklığın sınırlarının zaman içinde daraldığını göstermektedir. İlk dönemlerde inceleme zamanlamasına bakılmaksızın ve nedensellik bağı aranmaksızın tanınan mutlak ve kayıtsız güvence, yerini vergi incelemesi başladıktan sonra sığınılamayacak, matrah farkı ile bildirilen varlık arasında sıkı bir illiyet bağı arayan ve diğer hukuk disiplinlerinin tedbir hakkını saklı tutan şartlı bir himaye rejimine bırakmıştır.

III. VARLIK BARIŞI KANUNLARININ MÜKELLEFLERE SAĞLADIĞI AVANTAJLAR

A. Vergi İncelemesi ve Tarhiyat Yasağı

Varlık barışı kanunlarının mükellefler açısından en temel güvencesi, usulüne uygun biçimde yapılan beyan ve bildirimlere konu varlıklar nedeniyle "hiçbir suretle" vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamamasıdır. Bu koruma, mükelleflerin geçmişe dönük risklerini ortadan kaldırmakta ve hukuki güvenlik sağlamaktadır. Aşağıda ayrıntılı biçimde ele alınacağı üzere, bu korumaya ilişkin yargı içtihatlarında farklı eğilimler bulunmaktadır.

B. Dönem Kazancına Etkisizlik

Tüm varlık barışı düzenlemelerinde, beyan edilen varlıkların dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaması temel bir avantaj olarak öngörülmüştür. Beyan edilen tutarlar gelir olarak dikkate alınmaz, ödenen vergiler gider yazılamaz ve başka bir vergiden mahsup edilemez. Bildirilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmez. Bu düzenleme sayesinde mükellef, beyan ettiği varlığı kayıtlara alırken aynı tutarın gelir veya kurumlar vergisi matrahına dahil edilmesi sonucuyla karşılaşmamaktadır.

C. İşletmeden Çekme İmkânı

Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, beyan ettikleri varlıkları kanuni defterlere kaydederek pasifte özel bir fon hesabı açabilmektedir. Bu fon hesabı sermayenin unsuru sayılmakta; sermayeye ilave dışında başka amaçlarla kullanılamamakta ve işletmenin tasfiyesi hâlinde vergilendirilmemektedir. Mükellefler ayrıca, beyan ettikleri varlıkları vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate almaksızın işletmelerinden çekebilmektedir.

D. Mahsup Mekanizmasının Gelişimi

Kanunların gelişimi incelendiğinde, mahsup mekanizmasının üç farklı evre geçirdiği görülmektedir:

1. 5811 ve 6486 sayılı Kanunlar: Geniş kapsamlı, objektif bir mahsup sistemi öngörülmüştür. Diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri veya (6486 bakımından ayrıca) takdir komisyonu kararları sonucunda gelir, kurumlar ve katma değer vergisi yönünden bulunan matrah farklarından beyan edilen tutarlar doğrudan mahsup edilir; matrah farkının kaynağı araştırılmaz. Kanun ayrıca indirimi reddedilen katma değer vergisi için özel düzenleme yapmış; mahsup edilecek matrah tutarının, indirimi reddedilen vergiye esas teşkil eden bedel olduğunu açıkça vurgulamıştır.

2. 6736, 7143, 7186 ve 7256 sayılı Kanunlar: Mahsup mekanizması tamamen kaldırılmış; bunun yerine bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağı yönünde doğrudan bir koruma sağlanmıştır.

3. 7417 ve 7582 sayılı Kanunlar: Klasik mahsup sistemine geri dönülmemiş; bunun yerine nedensellik esaslı, sınırlı bir mahsup/karşılaştırma sistemi benimsenmiştir. Buna göre, yalnızca inceleme veya takdir komisyonu sonucu bulunan matrah farkının bildirilen varlıklardan kaynaklandığının tespit edilmesi hâlinde, bildirilen varlık tutarı ile matrah farkı karşılaştırılır; bildirilen tutar matrah farkına eşit veya fazla ise tarhiyat yapılmaz, düşük ise yalnızca aradaki fark üzerinden tarhiyat yapılır. Matrah farkı bildirime konu varlıklar dışındaki nedenlerden kaynaklanıyorsa, bildirilen tutarlar hiçbir şekilde mahsup edilmeksizin matrah farkının tamamı üzerinden tarhiyat yapılır. Böylece bu iki kanunda koruma, önceki kanunlardaki gibi genel bir matrah mahsubuna değil, bildirilen varlık ile tespit edilen matrah farkı arasındaki illiyet bağının varlığına........

© Hukuki Haber