Hukukta İhtimalin Sınırları
İhtimali ihtilaf, şüpheyi ise somut olgular belirler.
İhtimal sonsuzdur; hukuk ise sonsuzu değil, uyuşmazlığı çözer.
İnsan zihni belirsizlik karşısında sınırsız ihtimaller üretir. Aynı olaya farklı anlamlar yükler, aynı vakıayı birbirinden tamamen farklı senaryolarla açıklayabilir. Düşünce dünyasında bu çeşitlilik doğaldır; fakat hukuk, düşüncenin değil, uyuşmazlığın disiplinidir.
Bu nedenle her ihtimal düşünmeye değer olabilir; ancak her ihtimal yargılanmaya değer değildir.
Hukukun amacı ihtimalleri çoğaltmak değil; onları hukuken anlamlı olanlarla sınırlandırarak gerçeğe ulaşmaktır. Aksi hâlde hiçbir uyuşmazlık sonuca bağlanamaz, hiçbir soruşturma tamamlanamaz ve hiçbir hüküm kesinlik kazanamaz.
İşte bu nedenle hukukta ihtimalin sınırlarını ihtilafın çerçevesi belirler.
Bir uyuşmazlık hangi konuda doğmuşsa, hukuken değerlendirilecek ihtimaller de yalnızca o uyuşmazlığın sınırları içinde anlam kazanır. İhtilafın dışında kalan varsayımlar, ne kadar akla uygun görünürse görünsün, hukuki muhakemenin değil; zihinsel spekülasyonun konusudur.
Ne var ki uygulamada zaman zaman bunun aksi yönünde yaklaşımlarla karşılaşılmaktadır. Özellikle bilirkişi raporlarında dosyada bulunmayan ihtimaller üzerinden değerlendirmeler yapılabilmekte, tarafların ileri sürmediği vakıalar tartışılabilmekte, hatta mevcut olmayan ihtilaflar varmış gibi teknik kanaatler oluşturulabilmektedir.
Oysa bilirkişinin görevi yeni ihtilaf üretmek değil; mevcut ihtilafı teknik bilgiyle açıklığa kavuşturmaktır. Bilirkişi, hukuki muhakemenin sınırlarını genişleten değil; teknik yönünü aydınlatan........
