menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suçtan Zarar Görenin Kamu Davasına “Katılan” Kabul Edilmemesi Sorunu

39 0
14.10.2026

Daha önce kaleme aldığımız “Tüzel Kişilerin ‘Suçtan Zarar Gören’ Sıfatı ile Kamu Davasına Katılabilmesi[1]” başlıklı yazımızda; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kamu davasına katılma” başlıklı 237/1’de yer alan, “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.” hükmün uygulamada nasıl hayata geçirilmesi gerektiğine, kimlerin “katılan” sıfatını haiz kabul edilebileceklerine ilişkin görüşümüzü ortaya koymuştuk.

İlgili yazımızda; CMK m.237/1’den anlaşıldığı üzere, “mağdur”, “suçtan zarar gören” ve “malen sorumlu” olarak üç farklı sıfatı haiz kişilerin kamu davasına katılma haklarının olduğunun belirtildiğini, “malen sorumlu” kavramının CMK m.2/1-i’de tanımlandığını, ancak “mağdur” ve “suçtan zarar gören” kavramlarının tanımının bu maddede yapılmadığını, bunun yanında Kanunun herhangi bir başka maddesinde veya madde gerekçesinde de bunların tanımının yer almadığını, bu sebeple de mağdur ve suçtan zarar gören kavramlarının tanımı ile kimlerin bu sıfatların kapsamına girebileceği hususlarının doktrinde ve uygulamada açıklandığını belirtmiştik.

Bu ön tespit devamında yine yazımızda; birisi Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, birisi de 7. Ceza Dairesi’nin olmak üzere yer verdiğimiz iki kararda Yargıtay’ın[2], gerçek veya tüzel kişi olmak fark etmeksizin, suçtan zarar gören sıfatını haiz olarak CMK m.237/1 gereğince kamu davasına katılabilmek için “suçtan doğrudan doğruya zarar görme” şartını aradıklarını, dolaylı veya muhtemel zararların gerçek veya tüzel kişiyi suçtan zarar gören yapmayacağını düşündüklerini, suçtan zarar gören sıfatına sahip olamayan gerçek veya tüzel kişilerin de CMK m.237/1’de yer alan kamu davasına katılma kurumundan yararlanamayacağını ortaya koyduklarını izah etmiştik. Bunun yanında yine iki ayrı Ceza Genel Kurulu kararında da tam aksine Yargıtay’ın[3] mağduru suçtan doğrudan doğruya zarar gören olarak, suçtan zarar göreni ise dolaylı zarar gören olduğunu belirtmiş, bu kapsamda bir içtihat birliğinin bulunmadığını ve çelişkili kararların bulunduğunu ortaya koymuştuk.

İlgili yazımızda sonuç olarak; Yargıtay kararlarında yaşanan çelişkinin, “katılan”, “suçtan zarar gören”, “mağdur”, “şikayetçi” gibi kavramların tanımının CMK m.2’de yapılmaması sebebiyle olduğunu düşündüğümüzü, CMK m.2’de bu sıfatlara ilişkin bir tanımlamanın yapılmamasının uygulamada sorunlara yol açtığını, bu durumun hem yeknesak uygulamanın sağlanamamasına neden olabilecek, hem de mağdur ve suçtan zarar görenlerin haklarını gereği gibi kullanamamasına sebebiyet verdiğini ve vermeye devam edeceğini, her ne kadar bu sorunun çözülmesi için Kanunda bu kavramların açık bir şekilde tanımına yer verilmesi gerektiği düşüncesinde olsak da, bunun henüz sağlanmadığı güncel durumda da yazımızda yer verdiğimiz güncel tarihli Yargıtay kararlarındaki suçtan zarar gören sıfatını haiz olmak için suçtan doğrudan zarar görme şartını aranması görüşe katılmadığımızı belirtmiştik.

Yazıyı 2023 yılında kaleme almamız sonrası konu ile ilgili olması nedeniyle ulaştığımız iki Yargıtay kararına ve kararlarda yer alan karşı oy gerekçelerine yer vererek, konuyu yeniden gündeme getirmek istedik. Yazıyı, aşağıda yer vereceğimiz konu ile ilgili Yargıtay kararlarını açıklamak ve özellikle de kararlarda yer alan karşı oy gerekçelerine dikkat çekmek amacıyla kaleme aldık.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 10.09.2024 tarihli, 2023/6477 E. ve 2024/9742 K. sayılı kararında; “… suç tarihinde şikayetçi adına sahte imza atılmak suretiyle düzenlenen kira sözleşmesinin, Bafra Belediye Başkanlığı Ruhsat ve........

© Hukuki Haber