Müsaderede İyiniyetli Üçüncü Kişi Olmama Şartı
Bu yazımızda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Güvenlik Tedbirleri başlıklı İkinci Bölümünde yer alan “Eşya müsaderesi” başlıklı m.54 ile “Kazanç müsaderesi” başlıklı m.55’in tatbiki için aranan, kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olmaması şartı ve uygulamada bunun nasıl tespit edileceği incelenecektir.
Müsadere; suça konu eşyanın mülkiyetinin mahkeme kararıyla sahibinden alınarak, kamuya verilmesini öngören bir güvenlik tedbiri niteliğinde olmakla birlikte, bunun bir yaptırım niteliği taşıdığı da söylenebilecektir[1]. Müsadere kararının kesinleşmesi ile birlikte Anayasa m.35’in güvencesi altında olan mülkiyet hakkına müdahale edilir ve mülkiyet sahibinin sahipliği, izni veya rızası olmaksızın sonlandırılır[2]. Ancak kanun koyucu; “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesini de gözönünde bulundurarak, suçun işlenmesine iştirak etmeyen ve suçun işlenişinden haberi olmayan kişinin mülkiyet hakkını korumak için, eşya müsaderesi kararının sadece iyiniyetli üçüncü kişi olmayan kişiler hakkında verilebileceğini öngörmüştür. Benzer şekilde, kazanç müsaderesi yönünden de eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerektiği şartı öngörülmüştür.
Nitekim TCK m.54’ün gerekçesine göre; “…müsaderenin Anayasada yer alan mülkiyet hakkını zedelememesi için, suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen eşyanın müsaderesine karar verileceği kabul edilmiştir. Ancak, bunun için, eşyanın iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerekir. Başka bir deyişle, kişinin suçun işlenmesine iştirak etmemesi, suçun işlenişinden haberdar olmaması durumunda, sahibi bulunduğu eşya bir suçun işlenmesinde kullanılmış olsa bile, müsadereye hükmedilemeyecektir. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanmış olan eşya ise, suçun icra hareketlerine henüz başlanmamış ise, sadece bu nedenle müsadere edilemeyecektir. Ancak bu eşyanın niteliği itibarıyla kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsaderesine hükmedilecektir”.
Eşya müsaderesi kurumunun düzenlendiği TCK m.54/1’e göre; “İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması halinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir”.
“Kazanç müsaderesi” başlıklı TCK m.55/3’de ise; “Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir.” hükmüne yer verilmiştir.
Görüleceği üzere; TCK m.54/1’de sadece “iyiniyetli üçüncü kişi” kavramına yer verilirken, TCK m.55/3’de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na atıfta bulunulmuştur.
Ceza Hukuku bakımından iyiniyetli üçüncü kişiden; suçun işlenişine iştirak etmemiş, suç işlendiğiyle ilgili herhangi bir bilgisi veya duyumu olmayan kişinin anlaşılması gerektiği kabul edilmektedir[3]. “İyiniyet” başlıklı TMK m.3’de ise; Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olanın iyiniyetin varlığı olduğu, ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı ifade edilmiştir. Dolayısıyla, eşya ve kazanç müsaderesi bakımından iyiniyetin tespitinde farklı şartlara atıf yapıldığı anlaşılmaktadır.
Eşya müsaderesinde kişinin iyiniyetli olup olmadığı tespit edilirken; kişinin gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü gösterip göstermediği değil, suça iştirak edip etmediği veya suça iştirak etmese bile suçtan haberdar olup olmadığı incelenecektir[4]. Kazanç müsaderesi yönünden ise; TCK m.55/3’de doğrudan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na atıf yapıldığından, burada aranan iyiniyet şartlarının sağlanması, yani doğrudan suçla bağlantılı olmamanın dışında, kişinin kendisinden beklenen özeni göstermesi gerektiği kabul edilmektedir.
Belirtmeliyiz ki; karine, kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olmasıdır. Aksi ispatlanmadıkça kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olduğu kabul edilecek ve bu sebeple müsadere kararı verilemeyecektir. Eşya müsaderesinde; iyiniyet doğrudan suçla bağlantılı olarak incelendiğinden, bu hususta zaten masumiyet karinesi geçerli sayılmalı ve kişinin suça iştirak ettiği veya suçun işlenişinden haberdar olduğu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilmedikçe, TCK m.54........
