menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstinaf ve Temyiz Başvuruları ile Cumhuriyet Savcısının Yazılı İsteminin İçeriği

26 0
01.08.2026

İstinaf kanun yolu; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kanun Yolları” başlıklı Altıncı Kitap, “Olağan Kanun Yolları” başlıklı İkinci Kısım, “İstinaf” başlıklı İkinci Bölümünün 272 ila 285. maddelerinde düzenlenmiştir. Temyiz kanun yolu ise; CMK’nın Altıncı Kitap, İkinci Kısım, “Temyiz” başlıklı Üçüncü Bölümünün 286 ila 307. maddelerinde düzenlenmiştir.

Bu yazımızda; Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması halinde sunulacak yazılı istemde, başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmesinin gerekliliğini düzenleyen CMK m.273/5 ile temyiz edenin, temyiz kanun yolu başvurusunda hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini gösterme zorunluluğunu düzenleyen CMK m.294/1 farkı üzerinde duracağız.

II. Cumhuriyet Savcısının İstinaf Kanun Yolu Başvurusunun İçeriği

“İstinaf istemi ve süresi” başlıklı CMK m.273/5’de; “Cumhuriyet savcısı, istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler.” hükmüne yer verilmiş olup, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunda, bu kanun yoluna neden başvurduğunun yazılı isteminde gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Hükümde herhangi bir yaptırıma yer verilmediği görülmekle birlikte, işin doğal sonucu olarak Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvuru nedenleri gerekçeleriyle birlikte yazılı istemde açıkça gösterilmediğinde, başvurunun reddi gerekir. Cumhuriyet savcısı tarafından başvuru yapılmıştır, ancak bunun sanığın lehine mi aleyhine mi olduğu belli değildir, istinaf kanun yoluna başvuru çok önemli bir, sanığın lehine de olabilme ihtimali dikkate alınarak, istinaf sebebi ve gerekçesinden yoksun Cumhuriyet savcısının başvurusunun muhakkak açıklattırılmasının gerektiğine dair düşünce, CMK m.273/5’e aykırıdır. CMK m.273/5’in lafzına bağlı kalınması ve buna göre yorumlanması gerektiğine dair fikrimizi peşinen söylemek isteriz.

Cumhuriyet savcısı için öngörülen hükümden farklı bir düzenleme; CMK m.273/4’de, “Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.” şeklinde yer almakta olup, hükümde sayılan sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş kişiler tarafından yapılacak istinaf kanun yolu başvurusunda, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunda olduğu gibi başvuru nedenlerinin gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi beklenmemiştir.

CMK m.273/4 ile m.273/5 arasında farkın nedeni, tümü ile kanun koyucunun takdiridir ve herkesi bağlar. Bu konuyu kovuşturma aşamasında “silahların eşitliği” ilkesi çerçevesinde değerlendirerek; neden sanık ve müdafii ile katılana ve avukatına istinaf başvurusunda tanınan bu geniş yetkinin Cumhuriyet savcısına tanınmamasını hukuka aykırı görmek de mümkün olmayacaktır, çünkü “silahların eşitliği” ilkesi soruşturmada soruşturmayı yürüten ve daha üstün hak ve yetkilere sahip olan Cumhuriyet savcısının, bu avantajlara kovuşturmada son vermek, bilhassa delillerin ortaya koyulmasının ve tartışılmasının eşit şartlarda yapılmasını sağlamaktır.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 01.07.2024 tarihli, 2021/19331 E. ve 2024/8858 K. sayılı kararı ile Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi’nin 28.05.2018 tarihli, 2018/484 E. ve 2018/1704 K. sayılı kararında; “İstinaf Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sy. CMK madde 273/4),” gerekçesine yer verilerek, istinaf kanun yolu aşamasında, hem maddi olay ve hem de hukuki denetim yapılması nedeniyle, Cumhuriyet savcısı dışında kalan kişileri ilgilendiren sebep gösterme zorunluluğunun öngörülmediğine değinilmiştir.

Hukukilik denetimini ve maddi vaka incelemesinin birlikte yapan BAM ceza dairelerinin sebeple bağlı olmadığı, istinaf kanun yoluna başvuran sanık veya katılan tarafının gösterdiği nedenlerin dışında da, hatta sebep gösterilmese bile kararı ve dosyayı tüm yönleri ile incelemesi gerektiği tartışmasızdır. Ancak Cumhuriyet savcısı istinaf kanun yoluna başvururken sebep göstermek zorundadır[1].

Kanun koyucu; istinaf kanun yolu aşamasında, saydığı diğer başvurucular için sebep gösterme zorunluluğunu düzenlememişken, Cumhuriyet savcısının başvurusu için nedenlerin “gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça” gösterilmesini düzenleyerek, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda, başvuru nedenlerinin somutlaştırılmak suretiyle ortaya koyulmasının gerekliliğini vurgulamıştır.

CMK m.273/5 incelendiğinde; ilk derece mahkemesinin kararını istinaf etmek isteyen Cumhuriyet savcısının başvurusunda iki şarta bağlandığı görülmekte, bunlardan ilki istinaf yoluna başvurma nedenlerinin başvuru dilekçesinde açıkça gösterilmesi ve ikincisi de yalnızca nedenlerin değil, gerekçelerin de yazılı talepte yine açıkça gösterilmesidir. Kanun koyucu istinaf başvurusunu yapan taraflardan; sanık ve katılan ile Cumhuriyet savcısını ayrı değerlendirmiştir. Sanık ve katılan yönünden otomatik istinaf dışında kalan ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili sebep ve gerekçe gösterme zorunluluğu aranmayıp, sadece istinaf ettim iradesini ortaya koyan dilekçeyi yeterli gören kanun koyucu, istinaf isteminin Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmasında farklı bir yasal yol öngörmüş, CMK m.273/5’de Cumhuriyet savcısının yazılı istinaf talebinin başvuru nedenleri ve gerekçeleri ile gösterilmesi gerektiğine işaret etmiştir[2].

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi’nin 12.04.2017 tarihli, 2017/174 E. ve 2017/665 K. sayılı kararında; “5271 sayılı CMKnın 273/5. maddesi ile getirilen sınırlama kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olarak görünmektedir. Cumhuriyet Savcılığı yasa gereği istinaf nedenlerini gerekçeleri ile birlikte açıkça belirttikten sonra ilgililere tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde bu husustaki cevaplarını bildirme hakkı tanınmış olması da bu hususta getirilen sınırlamayı açıkça ortaya koymaktadır, istinaf talebinin sınırlandırmadığı bir durumda bu talebin karşı tarafına bu husustaki cevaplarını bildirme hakkı tanınmasının izahı olamaz,” gerekçesine yer verilerek, hükümde yer alan düzenlemenin kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu vurgulanmıştır.

Aksi bir durumda; yani Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan istinaf dilekçesinde, istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerinin açıkça gösterilmediği ve kararı veren ilk derece mahkemesinin hangi hükümlerinin hangi sebeple istinaf edildiğinin de dilekçe kapsamından anlaşılamadığı bir durumda, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunun CMK m.273/5’e aykırılığı gündeme gelecektir.

Kanun koyucu aksi bir düşüncede olsa idi, CMK m.273/5’i de m.273/4’e benzer şekilde düzenlerdi. Bu aşamada, Anayasa m.138/1’i gözardı etmemek ve yargı erkinin kanunlara göre karar vermesi gerektiğini kuralının dikkate almak gerekir. Bazen kanunların lafzının muğlak olması, yorum farklılıkları, temel hak ve hürriyetler ile Anayasaya ve hukukun evrensel ilke ve esaslarına aykırı olacak şekilde hükümler içeren kanunlar sonucunda; uygulamada sorunlar çıkabilmekte, hatta başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere kanunlar eleştirilebilmekte ve kanun koyucu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu aykırılığın düzeltilmesi hususu, bireysel başvuruların sonuçlarında veya diğer mahkemelerin kararlarında gündeme gelebilmektedir. Sistemin işleyişi şu şekildedir; kanunlar kanun koyucu tarafından düzenlenirler, ardından yürütme organı ve idari makamlar bu kanunları gözetmekle ve uygulamakla yükümlüdürler, ortaya çıkan ihtilafları da yine Anayasa ve kanunlara göre yargı erki çözmektedir. “Kuvvetler ayrılığı” ilkesinin doğal bir sonucu olan bu kaide; bazen kuvvet veya eksen kayması nedeniyle hasar görebilir, nitekim hukuk tarihi bu tür örneklere sahiptir. “Sert/yumuşak kuvvetler ayrılığı” ve “sert/yumuşak kuvvetler birliği” tartışmasına girmeden, sadece kanunların yürürlükte kaldığı sürelerde bağlayıcı olduğu ve uygulanmaları gerektiği kuralını tekrar etmekle yetiniyoruz. Sistemin iyi bir işleyişe sahip olabilmesi; ancak temsili demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün tesisi ile mümkün olduğundan, bu işleyişin sağlanmasında “kuvvetler ayrılığı” prensibinin ve bunun sahaya yansıtılmasının önemi gözardı edilmemelidir. Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; hukukun evrensel ilke ve esasları Anayasa m.11 ve m.13 nedeniyle kanun koyucuyu da bağlamakta olup, kanun koyucunun, kanun vazederken bu ilke ve esaslarla bağlı kalması gerektiği izahtan varestedir.

Bu kısa, ama önemli bilgiye yer verdikten sonra konumuza dönecek olursak;

Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi’nin 10.02.2020 tarihli, 2019/6401 E. ve 2020/1213 K. sayılı kararında; “İlk Derece Mahkemesi kararından sonra 18.07.2018........

© Hukuki Haber