menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adli Tıp Raporları

20 0
15.06.2026

“Adli Tıp Raporları” başlıklı yazımızın birinci başlığında; Anayasa Mahkemesi’nin 2021/125 E. ve 2023/213 K. sayılı, 05.06.2024 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan ve yayımlanmasından 9 ay sonra yürürlüğe giren kararı ışığında, 20.04.1982 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu ve 15.07.2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar İle Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (bundan sonra 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi olarak bahsedilecektir) incelenmiştir.

Çalışmamızın ikinci başlığında, Adli Tıp Kurumunun işleyişi ve yapısı hakkında bilgi verilmiştir.

Üç numaralı başlıkta; ceza yargılamasında bilirkişi raporları ile Adli Tıp Kurumu raporları, örneğin adli makamların hangi durumda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.64’de sayılan bilirkişiye, hangi durumda Adli Tıp Kurumuna başvurulacağı yönünden incelenmiştir.

Dört numaralı başlık altında ise, konu ile ilgili Yargıtay kararlarında ortaya koyulan tespitlere yer verilmiştir.

Önce Adli Tıp Kurumunu kısaca tanıtmak gerekir. Adli Tıp Kurumunun kuruluşu, görevi ve Kuruma dair olan birimler 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun ilk üç maddesinde yer almaktadır.

2659 sayılı Kanunun 1. maddesine göre; “Adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak, adli tıp uzmanlığı ve yan dal uzmanlığı programları ile görev alanına giren konularda diğer adli bilimler alanlarında sempozyum, konferans ve benzeri etkinlikler düzenlemek ve bunlara ilişkin eğitim programları uygulamak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulmuştur”.

2659 sayılı Kanunun “Görev” başlıklı 2. maddesinde Adli Tıp Kurumunun görevleri; “Adli Tıp Kurumunun görevleri şunlardır:

a) Mahkemeler, hakimlikler ve savcılıklar ile Kurumun uygun gördüğü alanlarda kamu kurum ve kuruluşları tarafından gönderilen adli tıpla ilgili konularda bilimsel ve teknik görüş bildirmek,

b) Adli tıp uzmanlığı ve yan dal uzmanlığı eğitimini tıpta uzmanlık mevzuatına uygun olarak vermek,

c) Adli tıp ve adli bilimler alanlarında çalışmaları yürütmek üzere seminer, sempozyum, konferans ve benzeri etkinlikler düzenlemek, bunlara ilişkin eğitim programları uygulamak ve ilgili kurum, kuruluş ve kurulların hazırlayacakları adli tıpla ilgili eğitim programlarının yapılmasına ve yürütülmesine yardımcı olmak,

d) Adli tıp hizmetlerinin görülmesi sırasında yapılması zorunlu sağlık hizmetlerini vermek.” olarak sayılmıştır.

1. Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararları Işığında 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu ve 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Birinci Bölümünde Düzenlenen Adli Tıp Kurumu

Anayasa Mahkemesi’nin 2021/125 E. ve 2023/213 K. sayılı, 05.06.2024 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan ve yayımlanmasından 9 ay sonra yürürlüğe giren kararında, 02.07.2018 tarihli ve 703 sayılı Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin bazı maddelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulmasının talep edildiği,

2659 sayılı Kanunun değiştirilen 32. maddesinin, kamu hizmetine girme konusunda bir düzenleme niteliği taşıdığı, Anayasa m.70 uyarınca her vatandaşın kamu hizmetine girme hakkına sahip olduğu, bu konuda ayırım yapılamayacağının düzenlendiği, Anayasanın mülga 91. maddesine göre KHK ile düzenlemeyecek alanda bir kural olduğundan iptaline karar verildiği,

2659 sayılı Kanun m.1 ila 16, m.18 ila 26, m.36, m.37 Geçici 1 ila Geçici 4, Geçici 6 ve Geçici 7. Maddelerinin yürürlükten kaldırılmasının incelendiği,

Kuralın Anayasa değişikliklerine uyum sağlama amacıyla herhangi bir bağlantısı bulunmadığından Yetki Kanunu kapsamına girmediğinin ve Anayasanın mülga 91. maddesine aykırı olduğunun ileri sürüldüğü, neticede bu maddelerin KHK ile yürürlükten kaldırılmasının iptal edildiği,

İptal kararı neticesinde iptal edilen hükümlerin otomatik olarak yürürlüğe girmediği, uygulamada 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Adli Tıp Kurumu’na ilişkin hükümlerinin geçerli olduğu görülmektedir.

Anayasa m.104’de, “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” hükmüne yer verildiği, buna göre göre Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin kanunlara aykırı olamayacağı,

Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda yer verdiğimiz iptal kararıyla birlikte, 2659 sayılı Kanunun birçok hükmünü değiştiren 703 sayılı KHK’nın ilgili maddelerinin iptal edildiği, aynı konuda hem mülga edilen 2659 sayılı Kanunda ve hem de 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde hükümlerin bulunduğu görülmektedir.

Danıştay 8. Dairesi’nin 16.03.2021 tarihli 2016/5917 E. ve 2021/1583 K. sayılı kararında, “İdari yargıda, idari işlemin iptali istemiyle açılan davalarda verilen iptal kararları, dava konusu işlemdeki sakatlığın ortaya çıktığı ana kadar geriye yürür ve sakat işlemi ortadan kaldırır ve dava konusu idari işlemi hukuk aleminden tüm etki ve sonuçları ile siler. Anayasal yargıda ise; idari yargının aksine, iptal kararının geriye yürümezliği ilkesi kabul edilmiştir. Bunun sebebi, toplumun kanunlara olan güven duygusunu sarsmamak ve iptal edilen kanun hükmüne dayanarak daha önce yapılmış olan işlemleri ve kazanılmış hakları korumaktır. Ancak, genel düzenleme içeren ya da değişiklik yapan kuralların Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi bazı hallerde hukuki boşluk doğurabilecektir. Bu boşluğun, iptalden önceki kanun, kanun hükmünde kararname ya da bunların hükümleriyle doldurulmasına hukuken imkan yoktur. Bir başka anlatımla, hukuk sistemimizde, bir yasanın iptali ile onun yürürlükten kaldırdığı ya da değiştirdiği kanun, kanun hükmünde kararname ya da bunların hükümlerinin yeniden ve kendiliğinden yürürlüğe girmesi mümkün değildir. Zira, iptal hükmünün geriye yürüyerek iptal edilen kanun, kanun hükmünde kararname ya da bunların hükümlerini baştan beri hükümsüz kılması kabul edilmemiştir.” ve Danıştay 5. Dairesi’nin 23.06.1999 tarihli, 1998/126 E. ve 1999/2202 K. sayılı kararında, “Belirtilen hukuki durum karşısında, Anayasanın 153. maddesinde ifadesini bulan Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin doğurduğu hukuki sonuçları bertaraf edecek şekilde ve Anayasa Mahkemesinin bir kanun, kanun hükmünde kararnamenin veya bunların hükümlerinin iptal edilmesi durumunda eski yasal düzenlemenin kendiliğinden ve yeniden yürürlüğe girmeyeceği yolundaki istikrar kazanmış içtihadına aykırı olarak Başbakanlığın 3.8.1994 günlü, 1994/29 sayılı Genelgesi ile 396 sayılı KHK'yi ilga eden 514 sayılı KHK ile 536 sayılı KHK'nin Anayasa Mahkemesince verilen kararlarla iptal edilmeleri üzerine ‘iptal edilen kanun hükmünde kararnamelerden geriye doğru gidilerek daha önce usulüne göre yürürlüğe konulmuş bulunan ilgili mevzuatın yürürlükte bulunduğu kabul edilmek suretiyle uygulanmasına devam olunması’ şeklinde yapılan düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.” denildiği,

Buna göre Anayasa Mahkemesi’nin müstakar uygulamasında ve Danıştay kararlarında da ifade edildiği üzere, bir kanun, bir kanun, kanun hükmünde kararnamenin veya bunların hükümlerinin iptal edilmesi durumunda eski yasal düzenlemenin kendiliğinden ve yeniden yürürlüğe girmeyeceği, dolayısıyla 703 sayılı KHK iptal edilmesine rağmen, 2659 sayılı Kanunun 703 sayılı KHK ile iptal edilen hükümlerinin kendiliğinden yürürlüğe girmediği, bu konuda kanunda bir düzenleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.

2. Ceza Muhakemesinde Bilirkişilik, 2659 sayılı Kanun ile 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde Adli Tıp Kurumu

4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin “Kuruluş” başlıklı 2. maddesinde, “Adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak(…)”, “Görev” başlıklı m.3’de “Mahkemeler, hakimlikler ve savcılıklar ile Kurumun uygun gördüğü alanlarda kamu kurum ve kuruluşları tarafından gönderilen adli tıpla ilgili konularda bilimsel ve teknik görüş bildirmek” Adli Tıp Kurumu’nun görevi olarak düzenlenmiştir. “Adli tıp” kavramı sözlükte, “Hekimliğin ölüm ve yaralanma vakalarında, şüpheli durumlarda veya hukuki süreçlerle ilgili olan tıbbi konuların aydınlatılması sırasında kanıtları bilimsel yolla toplayıp analiz eden dalı.” olarak tanımlanmıştır[1].

Ceza muhakemesinde Adli Tıp Kurumu; mahkeme, hakimlik ve savcılık makamlarının bilimsel ve teknik görüşe ihtiyaç duyduğu takdirde rapor hazırlar, görüş bildirir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tanıklık, Bilirkişi İncelemesi ve Keşif” başlıklı Üçüncü Kısmında yer alan “Bilirkişi İncelemesi” başlıklı İkinci Bölümünde, m.62 ila m.73’de bilirkişilik düzenlenmiştir.

CMK ve 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında adli tıpla ilgili konularda, ceza yargılamasında bilimsel ve teknik görüşe ihtiyaç duyan mahkeme, hakim ve savcılık makamı, bu konuda doğrudan Adli Tıp Kurumuna başvurmalıdır. Uygulamada; adli tıp konusu sayılıp, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında sayılan konularda, CMK m.64 kapsamında bölge adli mahkemelerinin yargı çevreleri esas alınarak bilirkişilik bölge kurulunca bilirkişi raporu alındığı ve bu rapora dayanılarak hüküm verildiği görülmektedir.

6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu m.1/3’de, “Kanunlarda bilirkişilik hizmet verebileceği öngörülen kurumlar ile yargı mercilerinin talebi üzerine bilimsel ve teknik görüş bildiren kamu kurum ve kuruluşları bu Kanunun kapsamı dışındadır”. CMK m.64’de, bilirkişi olarak atanabilecek kişilere ve bilirkişi bölge kurulunun çalışma esaslarına ve 3. fıkrasında, “Kanunların belirli konularda görevlendirdiği resmi bilirkişiler öncelikle atanır(…)” hükmü bulunmaktadır.

Şu halde; 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında, Adli Tıp Kurumunun inceleme alanına giren konularda, adli makamlar dosyayı doğrudan Kuruma gönderilmelidir. Bazı durumlarda 2659 sayılı Kanun kapsamında Adli Tıp Kurumunun görev alanına giren işlerde istisna tanınmış, örneğin 2659 sayılı Kanun mülga m.31’de, “Yükseköğretim Kurumları veya birimleri, adli tıp mevzuatı çerçevesinde adli tıp olaylarında ve diğer adli konularda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre resmi bilirkişi sayılır. Bu birim ve kliniklerde tetkik edilecek adli tıp ile ilgili işler yönetmelikte belirlenir”. Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği m.18/1-j’de, “2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesi gereğince resmi bilirkişi olarak görevlendirilecek olan adli tıpla ilgili bölüm veya birimdeki uzman elemanlar bulundukları şehirlerdeki adli olaylarda resmi bilirkişi sayılırlar.” hükmüne yer verilmiştir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.38’de, “Yükseköğretim Kurulunun isteği ve ilgili kamu kuruluşunun onayı ile yükseköğretim kurumları veya birimleri, ilgili adli mercilerin talebi ile adli tıp mevzuatı çerçevesinde adli tıp olaylarında ve diğer adli konularda resmi bilirkişi olarak görevlendirilebilirler”. hükümlerine yer verilmiştir. 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde bu hükümlere yer verilmemiştir. Yine de 2547 Yükseköğretim Kanunu m.38 kapsamında resmi bilirkişi olarak görev yapabilecektir.

2659 sayılı Kanun mülga m.16’ya göre, adli makamlarca yeterli bulunmayan ve birden fazla rapor arasında çelişki olan bilirkişi raporları bakımından Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu görevlidir.

2659 sayılı Kanun mülga m.16’da; İhtisas Kurullarının görevi arasında, “Bu Kanun kapsamında giren işlerde, a) Bilirkişilerce(…) verilip de mahkemeler, hakimlikler ve savcılıklar tarafından yeterince kanaat verici nitelikte bulunmayan ve aralarında çelişki olduğu belirlenen raporları inceleyip bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek” sayılmıştır.

4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi “Adli Tıp Üst Kurullarının Görevleri” başlıklı m.16’de, “(1) Adli Tıp Üst Kurulları;

a) Adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hakimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmayıp sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri,

b) Adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri,

c) Adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri,

ç) Adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri,

d) Adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet halinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri,

konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceler ve kesin karara bağlar.

(2) Fizik, Trafik ve Adli Bilişim İhtisas Dairelerinin raporları Adli Tıp Üst Kurullarında incelemeye alınamaz. Bu dairelerden birinin verdiği raporlar ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması halinde mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle talep edilmesi üzerine raporlar, ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kararlar katılanların oy çokluğuyla alınır, eşitlik halinde başkanın bulunduğu taraf oy çokluğunu sağlamış olur.” denilmiştir.

4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin “İhtisas Kurullarının Görevleri” başlıklı 17. maddesinin 1. fıkrasında; “(1) İhtisas Kurullarının görevi bu Bölümün kapsamına giren işlerde;

b) Fizik, Trafik ve Adli Bilişim İhtisas Dairelerinin tıpla ilgili olmayan raporları hariç olmak üzere adli tıp ihtisas dairelerince,

c) Adli tabip veya adli tıp uzmanlarınca,

verilip de mahkemeler, hakimlikler ve savcılıklar tarafından yeterince kanaat verici nitelikte bulunmayan ve aralarında çelişki olduğu belirlenen raporları inceleyip bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmektir.” hükmüne yer verilmiştir.

Özetle, bu hükümlerin bilirkişi raporları arasında çelişkinin nasıl giderileceğini düzenlediği, Adli Tıp Kurumu sisteminde raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi için kademeli bir yapı öngörüldüğü, ihtisas kurullarının, bilirkişiler, adli tabipler, adli tıp uzmanları ve bazı adli tıp dairelerince düzenlenen, mahkemece yeterince kanaat verici bulunmayan veya birbiriyle çelişen raporları inceleyerek bilimsel ve teknik görüş bildirirken, üst kurulun, ihtisas kurulları ve daireler arasında uyuşmazlıkları, oybirliğiyle çözülemeyen işleri ve kurum dışı sağlık heyeti raporlarıyla ortaya çıkan çelişkileri inceleyerek kesin olarak karara bağladığı, ancak Fizik, Trafik ve Adli Bilişim İhtisas Dairelerine ilişkin uyuşmazlıklarda karar, Üst Kurul yerine ilgili dairenin genişletilmiş uzman heyetince karar verildiği görülmektedir.

3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu m.16’yı dayanak alan Emniyet Genel Müdürlüğü Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlükleri Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği (Yönetmelik) m.7/1-d’de, “Görev alanları ile ilgili adli ve idari soruşturmalara ilişkin inceleme taleplerini; güvenilirlik, tarafsızlık, bilimsellik, hesap verilebilirlik ilkeleri çerçevesinde yürütmek, gerekli inceleme ve analizler yaparak uzmanlık raporu düzenlemek, inceleme alanlarına ilişkin arşivleme yapmak,” Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüklerinin görevleri arasında sayılmıştır. Uygulamada, birçok konuda incelemelerin polis veya jandarma kriminal laboratuvarında yapıldığı görülmektedir.

Yönetmelik m.6’ya göre; “(1) Laboratuvar Müdürlüğü aşağıdaki yönetim kademeleri ve hizmet birimlerinden oluşur:

a) Laboratuvar Müdürü,

b) İdari Büro Amirliği,

c) Delil İşlemleri Büro Amirliği,

ç) Laboratuvar Kalite ve Strateji Yönetimi Büro Amirliği,

d) Antropolojik İnceleme Şube Müdürlüğü,

e) Balistik İnceleme Şube Müdürlüğü,

f) Belge İnceleme Şube Müdürlüğü,

g) Biyolojik İnceleme Şube Müdürlüğü,

ğ) İz İnceleme Şube Müdürlüğü,

h) Kimyasal İnceleme Şube Müdürlüğü,

ı) Ses, Görüntü ve Data İnceleme Şube Müdürlüğü,

i) Personel Şube Müdürlüğü,

j) Destek Şube Müdürlüğü.” bulunmaktadır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bilirkişiliğe ilişkin diğer düzenlemeler incelendiğinde;

CMK m.63’e göre, “1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re’sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak, genel bilgi veya tecrübeye ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.

2) Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çok olarak saptanması, hakim veya mahkemeye aittir. Birden çok bilirkişi atanmasına ilişkin istemler reddedildiğinde de aynı biçimde karar verilir.

3) Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı da bu maddede gösterilen yetkileri kullanabilir”.

CMK m.65’de bilirkişiliği kabul yükümlülüğü bulunan kişilerin sayıldığı, CMK m.66’da bilirkişiliğe atama kararı ve incelemelerin nasıl yürütüleceğine ilişkin esasların düzenlendiği, CMK m.67’de bilirkişi raporunun niteliği ve taşıması gereken özelliklere ilişkin kuralların yer aldığı, CMK m.68’de kendisinden istenilen hususlarda yazılı rapor sunan bilirkişinin duruşmada dinlenilmesine ilişkin açıklamanın bulunduğu, CMK m.69’da bilirkişinin reddine ilişkin hükmüm yer aldığı, CMK m.70’de tanıklıktan çekinme konusunda sebeplerin bilirkişi bakımından da uygulanacağının ifade edildiği görülmektedir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 29.11.2023 tarihli, 2020/8614 E. ve 2023/5221 K. sayılı kararına göre; “Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.01.2019 tarihli ve 2017/12-709 Esas, 2019/5 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; yargılamayı gerçekleştiren hakim, bilirkişilerin belirledikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmayıp, bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığı, varsa kusurunun ne olduğu ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağını, her olayın özelliklerine göre ve kanuni gerekçelerle belirlemelidir. Olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hakime ait olup, bilirkişi ancak bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hakime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu........

© Hukuki Haber